5271 sayılı CMK'nın 120. maddesine göre, aramada hazır bulunabilecek kişiler (yer sahibi, zilyet, temsilci, hısım, komşu) sayılmıştır. Bu kişilerin aramada hazır bulundurulmamasının, aramanın ve elde edilen delillerin hukuka uygunluğuna etkisi konusunda Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E.2018/278, K.2012/96 sayılı kararı ile E.2013/464, K.2015/132 sayılı kararı arasındaki temel fark nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #193067

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu iki kararı, CMK m.119/4 (eski metin) ve m.120'deki usul kurallarının ihlaline ilişkin farklı yaklaşımları sergilemesi açısından önemlidir. - **E.2018/278, K.2012/96 sayılı karar (Daha Esnek Yorum):** Bu kararda, usulüne uygun alınmış bir arama kararı varken ve sanıktan aramanın yapılışına dair bir şikayet veya hak ihlali iddiası gelmemişken, 'sırf arama sırasında şekle ilişkin bir koşulun (arama tanığı bulundurma) ihlal edilmesine dayanılarak' aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı ve elde edilen delillerin hukuka aykırı delil olarak nitelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu yorum, usul ihlalinin, tek başına ve somut bir hak ihlaline yol açmadıkça, delili geçersiz kılmayacağı yönündedir. - **E.2013/464, K.2015/132 sayılı karar (Daha Katı Yorum):** Bu kararda ise, aynı kuralın (arama tanığı bulundurmama) ihlali, 'arama işleminin icrası bakımından hukuka aykırı olduğu' ve bu arama sonucu elde edilen delilin 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğu' şeklinde, daha mutlak bir hukuka aykırılık sebebi olarak kabul edilmiştir. Bu yoruma göre, kanundaki amir usul hükmünün ihlali, başka bir şeye bakılmaksızın delili geçersiz kılar. Temel fark, birinci kararın usul ihlalinin sonuca etkisini ve somut bir hak ihlali yaratıp yaratmadığını da dikkate alan daha 'esnek' bir yaklaşım sergilemesi, ikinci kararın ise usul kuralının ihlalini, sonucundan bağımsız olarak mutlak bir 'hukuka aykırılık' sebebi sayan daha 'katı' ve 'şekilci' bir yaklaşım benimsemesidir (ceza-muhakemesi-kanunu-120-madde-cmk).