Bir davada mahkemenin, HMK m.281 uyarınca, bilirkişiden 'sözlü açıklama' veya 'ek rapor' talep etmesi arasında, yargılamanın ilerleyişi ve delillerin tartışılması açısından ne gibi pratik farklar vardır? Mahkeme hangi durumda hangi yolu tercih etmelidir?
Her iki yol da bilirkişi raporundaki belirsizlikleri gidermeyi amaçlasa da, aralarında pratik farklar vardır: - **Sözlü Açıklama (Bilirkişinin Duruşmada Dinlenmesi):** Bu yol, genellikle rapordaki küçük, kolayca açıklanabilecek veya tarafların ve hakimin anlık sorularıyla netleşebilecek konular için tercih edilir. Daha dinamik ve hızlı bir yöntemdir. Tarafların, bilirkişiye doğrudan soru sorarak (çapraz sorgu benzeri) raporun zayıf noktalarını ortaya çıkarma imkanı verir. Bu, 'doğrudanlık' ve 'sözlülük' ilkelerinin bir gereğidir. Yargılamayı hızlandırabilir. - **Ek Rapor İstenmesi:** Bu yol ise, rapordaki eksikliğin daha kapsamlı bir araştırma, yeni bir hesaplama veya daha detaylı bir teknik analiz gerektirdiği durumlarda tercih edilir. Örneğin, raporda dikkate alınmayan bir delilin değerlendirilmesi, hesaplama yönteminin tamamen değiştirilmesi veya tarafların sunduğu yeni teknik itirazların incelenmesi gerektiğinde ek rapor istenir. Bu, daha uzun süren ancak daha detaylı ve yazılı bir cevap alınmasını sağlayan bir yöntemdir. **Tercih:** Mahkeme, gidereceği eksikliğin veya belirsizliğin niteliğine göre bu yollardan birini seçer. Basit ve sözlü olarak giderilebilecek konular için duruşmada dinlemeyi, karmaşık ve yeni bir inceleme gerektiren konular için ise ek raporu tercih etmesi, usul ekonomisi ilkesine daha uygun olacaktır (hmk-madde-269-bilirkisilik-gorevinin-kapsami).