5271 sayılı CMK'nın 147. maddesinde, şüpheli veya sanığın ifade ve sorgusundan önce kendisine 'yüklenen suçun anlatılması' gerektiği belirtilmiştir. Bu yükümlülüğün, 'savunma hakkı' ve 'ithamı öğrenme hakkı' (AİHS m.6/3-a) açısından anlamı nedir? Bu kurala uyulmamasının, alınan ifadenin geçerliliğine etkisi ne olur?
Bu yükümlülük, savunma hakkının en temel ve başlangıç unsurudur. Kişinin ne ile suçlandığını bilmeden, kendisine yöneltilen iddialara karşı anlamlı ve etkili bir savunma yapması imkansızdır. 'İthamı öğrenme hakkı' (AİHS m.6/3-a), adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. CMK m.147'deki bu kural, bu evrensel hakkı iç hukuka yansıtır. Şüpheliye/sanığa, sadece suçun yasa maddesindeki adını (örn: 'hırsızlık') söylemek yeterli değildir. İsnat edilen fiilin, yani 'hangi eylemi, ne zaman, nerede, nasıl' işlediği iddiasının, anlayabileceği bir dille ve yeterli ayrıntıda anlatılması gerekir. Bu kurala uyulmaması, yani kişinin neyle suçlandığı kendisine anlatılmadan ifade veya sorgusunun yapılması, savunma hakkının özünü zedeleyen mutlak bir hukuka aykırılıktır. Bu şekilde alınan bir ifadenin veya sorgunun, hukuka aykırı delil (CMK m.217/2) olarak kabul edilmesi ve hükme esas alınmaması gerekir. Çünkü şüpheli/sanık, neye karşı savunma yapacağını bilmeden, adeta karanlıkta yumruk sallamış olur ve beyanlarının hür iradesine dayandığı kabul edilemez (ceza-muhakemesi-kanunu-148-madde-cmk).