Bir sanık hakkında, TCK m. 204'e göre resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı kamu davası açılmıştır. Kovuşturma aşamasında, sanığın bu eylemi, aslında TCK m. 209/2'de belirtilen 'hukuka aykırı olarak ele geçirilen imzalı ve boş kağıdın doldurulması' suretiyle işlediği anlaşılmıştır. Bu durumda, mahkemenin ek savunma hakkı vermeden sanığı TCK m.209/2 yollamasıyla TCK m.204'ten mahkum etmesi, CMK'nın hangi ilkesine aykırılık teşkil eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #193007

Bu durum, CMK m.226'da düzenlenen 'ek savunma hakkı' ve bu hakkın temelindeki 'savunma hakkının kısıtlanmaması' ilkesine aykırılık teşkil eder. CMK m.225'e göre, hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil hakkında verilir. Ancak, yargılama sırasında fiilin hukuki niteliğinin değiştiği anlaşılabilir. Somut olayda, fiil başlangıçta basit bir 'resmi belgede sahtecilik' olarak nitelendirilmişken, yargılama sonunda aslında 'hukuka aykırı ele geçirilen boş kağıdın doldurulması' şeklinde daha özel bir sahtecilik türü olduğu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar TCK m.209/2, sonuç ceza olarak yine TCK m.204'e (resmi belgede sahtecilik) atıf yapsa da, suçun maddi unsurları (ele geçirme, boş kağıt olma vb.) ve ispatlanması gereken olgular farklılaşmıştır. Sanık, iddianamede kendisine yöneltilmeyen bu yeni hukuki duruma ve bu durumun gerektirdiği özel unsurlara karşı savunma yapma imkanı bulamamıştır. CMK m.226, fiilin hukuki niteliğinin değişmesi halinde, sanığa bu yeni duruma karşı savunmasını hazırlaması için 'ek savunma hakkı' verilmesini zorunlu kılar. Bu hak verilmeden mahkumiyet kararı verilmesi, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir ve Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilir (beyaza-imza).