Bir elektrik abonesinin, faturasına yansıtılan kayıp-kaçak bedelinin iadesi için açtığı davada, dağıtım şirketinin 'EPDK kurul kararları doğrultusunda işlem yapıyorum, benim bir inisiyatifim yok' savunmasının hukuki geçerliliği, 6719 sayılı Kanun sonrası nasıl değişmiştir? Bu savunmanın, davanın husumeti açısından bir etkisi var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #192987

6719 sayılı Kanun'dan önce, Yargıtay bu savunmayı genellikle kabul etmiyor ve kayıp-kaçak bedelinin alınmasını haksız bularak iadesine karar veriyordu. Ancak, 6719 sayılı Kanun'un getirdiği ve Yargıtay HGK'nın E:2017/992 sayılı kararında da benimsenen yeni düzenlemelerle, bu savunmanın hukuki geçerliliği artmıştır. Yeni düzenlemelere göre, dağıtım şirketleri EPDK'nın onayladığı tarifeleri 'uygulamakla yükümlüdür' (6446 s.K. m.17/1). Mahkemelerin yetkisi de bu bedellerin EPDK düzenlemelerine uygunluğunun denetimi ile sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, dağıtım şirketinin 'ben sadece uygulayıcıyım, EPDK kararlarına uymak zorundayım' savunması, artık geçerli ve güçlü bir hukuki argüman haline gelmiştir. Bu savunma, davanın husumeti açısından bir etki yaratmaz. Dava, yine faturayı düzenleyen ve bedeli tahsil eden dağıtım şirketine karşı açılır. Çünkü abone ile hukuki ilişki içinde olan taraf odur. Ancak mahkeme, bu savunmayı kabul ederek, eğer tahakkuk EPDK kararlarına uygunsa, davanın esastan reddine karar verecektir. Yani husumet doğru yöneltilmiştir, ancak davanın esası, yeni yasal düzenlemeler nedeniyle abone aleyhine sonuçlanacaktır (kayip-kacak-bedelinin-iadesi).