Bir sanığın, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun işlenmesinde 'fiil üzerinde ortak hâkimiyeti' bulunmamasına rağmen, kaçırılan mağdurun kendi evinde kalmasına müsaade etmesi, Yargıtay 5. CD'nin K.2007/4063 sayılı kararında nasıl nitelendirilmiştir? Bu nitelendirmenin, cezanın belirlenmesi açısından sonucu nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #192942

Yargıtay'ın anılan kararında bu eylem, suçun 'asıl failliği' (müşterek faillik - TCK m.37) olarak değil, suça 'yardım etme' (TCK m.39) olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelendirmenin temel nedeni, sanığın 'fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin' bulunmamasıdır. Müşterek faillik için, kişinin suçun işlenişine yönelik ortak bir karar alması ve suçun icrası üzerinde diğer faillerle birlikte bir kontrol ve yönlendirme gücüne sahip olması gerekir. Örnekteki sanık ise, kaçırma eyleminin planlanması veya icrasında rol almamış, sadece suç işlendikten sonra, suçun devam eden etkilerini kolaylaştırıcı bir eylemde (barınma sağlama) bulunmuştur. Bu, suçun işlenmesine 'yardımcı olmak' niteliğindedir. Bu nitelendirmenin ceza açısından sonucu çok önemlidir. TCK m.39/2'ye göre, suça yardım eden kişiye, işlenen suçun temel cezasından 'indirim' yapılır. Dolayısıyla, mahkemenin bu sanığı asıl fail gibi tam cezayla değil, yardım eden sıfatıyla indirimli bir cezayla cezalandırması gerekirdi. Yargıtay, asıl fail gibi sorumlu tutulmasını 'fazla ceza tayini' olarak görmüş ve kararı bozmuştur (kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu).