Bir sanığın, müdafii hazır bulunmaksızın kollukta verdiği ve daha sonra mahkemede reddettiği ikrarının, başka bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla dinlenen bir kişinin beyanıyla desteklenmesi durumunda, bu ikrar hükme esas alınabilir mi? Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin E:2017/387, K:2018/1144 sayılı kararının bu konudaki yaklaşımını analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #192924

Hayır, bu durumda dahi ikrar tek başına hükme esas alınamaz. Yargıtay 16. CD'nin anılan kararı, CMK m.148/4'ün katı bir şekilde uygulanması gerektiğini göstermektedir. Kararda, hem sanığın müdafisiz kolluk ifadesini hem de aleyhine beyanda bulunan diğer kişinin (ki o da başka bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla müdafisiz ifade vermiştir) mahkemede kabul edilmeyen beyanlarının, suçun sübutu için 'belirleyici delil' niteliğinde olamayacağı vurgulanmıştır. Bu, hukuka aykırı bir beyan delilinin, başka bir hukuka aykırı veya zayıf beyan deliliyle desteklenerek geçerli hale getirilemeyeceği anlamına gelir. CMK m.148/4'teki yasak, mutlak bir 'değerlendirme yasağı'dır. Sanık mahkemede ikrarını doğrulamadığı sürece, bu ikrar 'yok' hükmündedir. Mahkemenin, bu beyanlar dışında, suçun işlendiğini gösteren, hukuka uygun ve somut (fiziki delil, HTS kayıtları, güvenilir tanık beyanları gibi) başka deliller bulması gerekir. Kararda mahkemenin, aleyhe beyanda bulunan kişiyi 'tanık' olarak dinlemesi ve hakkında yürütülen diğer soruşturma dosyalarını getirtmesi gerektiği belirtilerek, eksik araştırma ile karar verilemeyeceği vurgulanmıştır (ceza-muhakemesi-kanunu-148-madde-cmk).