Bir avukatın, temsil ettiği müvekkilinin açık rızası olmasına rağmen, göreviyle ilgili öğrendiği sırları ifşa etmesi, Avukatlık Kanunu ve TCK açısından bir sorumluluk doğurur mu? Müvekkilin rızasının, sır saklama yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığını tartışınız.
Avukatın sır saklama yükümlülüğü (Av. K. m.36), sadece müvekkilin menfaatlerini korumaz, aynı zamanda mesleğin saygınlığı, kamu güveni ve savunma hakkının etkin kullanımı gibi kamusal menfaatleri de korur. Bu nedenle, müvekkilin rızası, avukatın sır saklama yükümlülüğünü mutlak olarak ortadan kaldırmaz. Avukat, müvekkilin rızasıyla tanıklık yapabilir (CMK m.46/2), ancak bu rıza, sırları keyfi olarak üçüncü kişilere veya kamuoyuna ifşa etme hakkı vermez. Avukat, müvekkilin rızasına rağmen, ifşanın müvekkile veya üçüncü kişilere zarar vereceğini veya mesleğin onurunu zedeleyeceğini düşünüyorsa, sırrı saklamaya devam etmelidir. Müvekkilin rızası olsa bile, sırları gereksiz yere ifşa eden avukat, Avukatlık Kanunu'na göre disiplin sorumluluğu ile karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, eğer ifşa edilen sır, TCK m.239'daki 'Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması' suçu kapsamına giriyorsa, müvekkilin rızası hukuka uygunluk nedeni sayılmayabilir ve avukatın cezai sorumluluğu da gündeme gelebilir (avukatin-baktigi-davada-taniklik-yapmasi).