5271 sayılı CMK'nın 135. maddesi uyarınca yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri ile elde edilen delillerin, Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin K: 2013/1077 sayılı kararına göre, katalogda yer almayan başka bir suçun (örn: suç örgütü üyeliği) ispatında kullanılmamasının temel prensibi nedir? Bu durum 'tesadüfen elde edilen delil' kavramıyla nasıl ilişkilendirilir?
Bu durumun temel prensibi, CMK m.135'te sayılan katalog suçların 'sınırlı sayıda (numerus clausus)' olması ve bu ağır tedbirin sadece kanunun açıkça izin verdiği suçlar için uygulanabilmesidir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin kararında, 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu için alınan dinleme kararının, katalogda yer almayan 'suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya üye olma' suçu için delil olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bu, özel hayatın gizliliğine ağır bir müdahale olan dinleme tedbirinin kapsamının genişletici yorumlanamayacağı ve kanunilik ilkesinin sıkı bir şekilde uygulanması gerektiği anlamına gelir. Bu durum, 'tesadüfen elde edilen delil' kavramından farklıdır. Tesadüfen elde edilen delil (CMK m.138), dinleme sırasında, kararın alındığı suç dışında 'katalogda yer alan başka bir suçun' işlendiğine dair bir bulguya rastlanmasıdır. Örneğin, uyuşturucu için dinleme yapılırken, yine katalogda yer alan insan ticareti suçuna ilişkin bir konuşmaya rastlanırsa bu delil kullanılabilir. Ancak dinleme sırasında katalogda 'olmayan' bir suça (örneğin hakaret) ilişkin delil elde edilirse, bu delil o suçun soruşturmasında kullanılamaz. Yargıtay'ın kararı da bu ikinci duruma işaret etmektedir (orgut-kurma-sucu-ve-cezasi).