Bir kişinin, sigorta bedelini alabilmek amacıyla, gerçekte hırsızlık olmadığı halde evini dağıtıp polise 'evime hırsız girdi' şeklinde ihbarda bulunması eylemi, TCK m.271'deki 'suç uydurma' suçunu mu, yoksa dolandırıcılık suçuna teşebbüsü mü oluşturur? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.
Bu eylem, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre öncelikli olarak TCK m.271'de düzenlenen 'suç uydurma' suçunu oluşturur. Metinde yer alan Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2003/7917 E., 2004/5220 K. sayılı kararında bu durum açıkça belirtilmiştir. Karara göre, sanığın hırsızlık olmamasına rağmen olmuş gibi göstererek zabıtaya şikayette bulunması, 'işlenmeyen bir suçun delil veya emarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uydurma' şeklindeki seçimlik hareketiyle suç uydurma suçunu tamamlamıştır. Bu aşamada eylemin dolandırıcılık suçuna teşebbüs (TCK m.157, m.35) olarak nitelendirilmemesinin sebebi, failin henüz sigorta şirketine bir başvuruda bulunmamış olmasıdır. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, hileli davranışlarla bir kişiyi (burada sigorta şirketi) aldatıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlama eyleminin icrasına başlanmış olması gerekir. Sadece polise ihbarda bulunmak, sigorta şirketini aldatmaya yönelik icra hareketlerinin henüz başlamadığı, hazırlık hareketi aşamasında kalındığı şeklinde yorumlanır. Ancak fail, bu sahte polis tutanağını kullanarak sigorta şirketine tazminat başvurusunda bulunsaydı, eylem dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturacaktı (suc-uydurma-sucu).