Boşanma sonrası velayeti kendisinde olmayan ebeveyn ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin, 'çocuğun üstün yararı' ilkesi gereği, anne ve babanın isteklerinden daha öncelikli olmasının pratik sonuçları nelerdir? Mahkeme bu ilkeyi gözeterek ne gibi kararlar alabilir?
'Çocuğun üstün yararı' ilkesi, kişisel ilişki tesisinde temel ve yol gösterici ilkedir. Bu ilkenin anne ve babanın isteklerinden öncelikli olmasının pratik sonuçları şunlardır: 1) **Süre ve Şeklin Belirlenmesi:** Mahkeme, kişisel ilişkinin süresini (örn: her hafta sonu, ayda bir hafta sonu, yatılı kalıp kalmayacağı) ve şeklini, ebeveynlerin taleplerinden çok, çocuğun yaşına, sağlık durumuna, eğitim düzenine ve psikolojik ihtiyaçlarına göre belirler. Çok küçük bir çocuk için uzun süreli ve yatılı bir ilişki uygun görülmeyebilir. 2) **Red veya Sınırlandırma:** Kişisel ilişki kurulması, çocuğun huzurunu tehlikeye sokacaksa (örn: ebeveynin şiddet eğilimi, alkol/madde bağımlılığı varsa) veya diğer ebeveyne karşı çocuğu kışkırtıyorsa, mahkeme, ebeveynin talebine rağmen kişisel ilişkiyi reddedebilir veya bir uzman (pedagog) refakatinde kurulması gibi sınırlamalar getirebilir. 3) **Çocuğun Görüşünün Alınması:** Metinde de belirtildiği gibi, idrak çağındaki (genellikle 8-10 yaş ve üstü) bir çocuğun kişisel ilişki konusundaki görüşü, mahkeme tarafından mutlaka alınmalı ve kararda dikkate alınmalıdır. Çocuk makul gerekçelerle görüşmek istemiyorsa, mahkeme bu iradeye üstünlük tanıyabilir. 4) **Kardeşlerin Bir Arada Olması:** Velayetleri farklı ebeveynlere verilen kardeşlerin, kişisel ilişki sırasında bir araya gelmelerini sağlayacak şekilde düzenleme yapılması da bu ilkenin bir gereğidir (cocukla-kisisel-iliski-kurulmasi).