TCK m.109'da düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun, TCK m.109/2'de belirtilen 'cebir, tehdit veya hile' kullanılarak işlenmesi ile bu suçun işlenmesi sırasında 'kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin' (TCK m.87) gerçekleşmesi (TCK m.109/6) arasındaki ilişkiyi, gerçek içtima kuralları açısından değerlendiriniz.
Bu iki durum, suçların birleşmesi (içtima) kuralları açısından farklı sonuçlar doğurur. 1) **TCK m.109/2 (Cebir, Tehdit, Hile):** Bu fıkra, suçun işleniş şekline ilişkin bir 'nitelikli hal' düzenlemesidir. Cebir, tehdit veya hile, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şeklini ağırlaştıran unsurlardır. Burada kullanılan cebir, kasten basit yaralama (TCK m.86/2) boyutunu aşmıyorsa, yaralama eylemi kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun içinde erir ve fail sadece TCK m.109/2'den cezalandırılır. Bu, bileşik suç (TCK m.42) benzeri bir durumdur. 2) **TCK m.109/6 (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama):** Bu fıkra ise farklı bir durumu düzenler. Eğer kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu işlenirken veya bu amaçla, mağdura karşı işlenen kasten yaralama fiili TCK m.87'de sayılan neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerden birine (örneğin, duyu veya organ zayıflaması, kemik kırığı) neden olmuşsa, fail hem TCK m.109'dan (ilgili fıkralar) hem de 'ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerden' (yani TCK m.87'den) sorumlu tutulur. Burada 'gerçek içtima' kuralı uygulanır ve faile iki ayrı suçtan ceza verilir. Kanun koyucu, ağır yaralama neticelerini o kadar önemli görmüştür ki, bunların hürriyeti kısıtlama suçunun içinde erimesine izin vermemiştir (kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu).