3628 sayılı Kanun'un 4. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçunda ispat külfetinin sanığa yüklenmesi, CMK'nın temel ilkelerinden olan 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ve masumiyet karinesi ile nasıl bir gerilim yaratmaktadır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (CGK-K.2019/302) bu konudaki yorumu nedir?
3628 sayılı Kanun m.4, 'Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar' ifadesiyle ispat külfetini sanığa yüklüyor görünmektedir. Bu durum, ceza hukukunun temel taşı olan ve ispat külfetini iddia makamına yükleyen masumiyet karinesi (Anayasa m.38/4, AİHS m.6/2) ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiyle ciddi bir gerilim yaratır. Sanıktan suçsuzluğunu ispat etmesini beklemek, bu ilkelere temelden aykırıdır. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun K.2019/302 sayılı kararında bu gerilimi yumuşatan bir yorum getirilmiştir. Karara göre, sanığa yüklenen ispat külfeti, 'suçu işlemediğinin ispatı' değil, yalnızca 'gelirleri ve giderlerinin hangi kalemlerden oluştuğu hususunda adli makamlara bildirimde bulunmasından ibarettir'. Sanık bu bildirimleri yaptıktan sonra, bu bildirimlerin doğruluğunu denetleme ve mal varlığının kaynağının gayrimeşru olup olmadığını araştırma görevi yine mahkemeye aittir. Yani sanığın ispat yükü sınırlı bir bildirim yükümlülüğüdür ve mahkemenin re'sen araştırma görevini ortadan kaldırmaz. Bu yorum, kanunun lafzı ile evrensel ceza hukuku ilkeleri arasında bir denge kurma çabası olarak değerlendirilebilir (haksiz-mal-edinme-sucu-cezasi).