5271 sayılı CMK'nın 217. maddesi uyarınca, hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin hükme esas alınamaması kuralı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2013/464, K. 2015/132 sayılı kararında nasıl bir sonuca yol açmıştır? Hukuka aykırı delil dışındaki delillerin mahkumiyet için 'yeterli' olup olmadığı değerlendirmesinde hangi ceza muhakemesi ilkesi devreye girmiştir?
Cevap: CMK m. 217/2, 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' diyerek, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını amir bir hükümle düzenlemiştir. Yargıtay CGK'nın anılan kararında, arama tanığı bulundurulmadan yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu arama sonucu ele geçen mermilerin 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil' niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitin ilk ve en önemli sonucu, bu mermilerin ve buna ilişkin tutanağın *delil olarak değerlendirme dışı bırakılması* olmuştur. Mahkemenin, bu hukuka aykırı delili yok saydıktan sonra, dosyada kalan diğer delillerin mahkumiyet için yeterli olup olmadığını değerlendirmesi gerekmiştir. İşte bu aşamada, ceza muhakemesinin en temel ilkelerinden olan **'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo)** ilkesi devreye girmiştir. Karara konu olayda, sanık suçlamayı sürekli inkar etmiş, dosyada hukuka aykırı delil dışında sanığın mahkumiyetine yetecek, her türlü şüpheden arınmış, kesin ve inandırıcı başka bir delil (tanık, parmak izi vb.) kalmamıştır. Ortaya çıkan bu şüpheli durum karşısında, sanığın cezalandırılması için gereken kesinlik seviyesine ulaşılamadığı için, şüphenin sanık lehine yorumlanarak beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/ceza-muhakemesi-kanunu-120-madde-cmk/)