Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin E:2017/387, K:2018/1144 sayılı kararında, başka bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla dinlenen bir kişinin, bu dosyadaki sanık aleyhine yaptığı fotoğraftan teşhis ve anlatımların, mahkemede kabul edilmemesi halinde neden 'belirleyici delil' olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir? Bu durumun CMK m. 148/4 ile ilişkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #192761

Cevap: Anılan kararda, başka bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ve müdafii olmaksızın dinlenen bir kişinin yaptığı teşhis ve anlatımların, daha sonra mahkemede bu beyanlarını kabul etmemesi halinde 'belirleyici delil' olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bunun temel nedeni, bu durumun CMK m. 148/4'ün kıyasen uygulanmasını gerektirmesidir. CMK m. 148/4, 'Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz' der. Karara konu olaydaki kişinin beyanı, her ne kadar başka bir dosyada alınmış olsa da, niteliği itibarıyla müdafiisiz alınmış bir 'kolluk ifadesi' gibidir. Kişi, bu ifadeyi verirken kendisi de bir şüphelidir ve savunma hakkının güvencelerinden yoksundur. Bu nedenle, Yargıtay bu tür beyanların güvenilirliğini zayıf bulmaktadır. Kişi, daha sonra mahkemede tanık olarak dinlendiğinde veya dilekçe göndererek önceki beyanlarını ve teşhisini inkar ettiğinde, tıpkı CMK m. 148/4'teki gibi, bu beyan doğrulanmamış olur. Doğrulanmayan ve müdafi güvencesi olmadan alınmış bir beyan, tek başına veya 'belirleyici delil' olarak bir mahkumiyet hükmüne esas alınamaz. Yargıtay, bu kişinin mutlaka mahkemede dinlenmesi, önceki beyanlarıyla yüzleştirilmesi ve beyanlarının diğer delillerle desteklenip desteklenmediğinin tartışılması gerektiğini, aksi halde 'eksik araştırma' ile hüküm kurulmuş olacağını vurgulamıştır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/ceza-muhakemesi-kanunu-148-madde-cmk/)