CMK m. 164, adli kolluğa 'suçluları aramak ve işin aydınlatılması için ivedi tedbirleri almak' görevini Cumhuriyet savcısından emir almadan yapma yetkisi tanımaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E:2019/96, K:2021/401 sayılı kararında, şüphe üzerine durdurulan sanığın iç çamaşırında yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddenin hukuka aykırı delil sayılabileceğine işaret edilmiştir. Bu karar ışığında, CMK m. 164'te belirtilen 'ivedi tedbir' kavramının sınırları nelerdir ve PVSK m. 4/A'da düzenlenen 'yoklama ve kontrol' yetkisi ile CMK m. 116'da düzenlenen 'adli arama' arasındaki temel farklar bu sınırların belirlenmesinde nasıl bir rol oynamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #191600

CMK m. 164'teki 'ivedi tedbir' yetkisi, suçun işlenmesini takiben delillerin karartılmasını önlemeye yönelik, orantılı ve geçici müdahaleleri kapsar, ancak bu yetki sınırsız değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E:2019/96, K:2021/401 sayılı kararı, bu sınırları net bir şekilde çizmektedir. Karara göre, 'ivedi tedbir' veya PVSK m. 4/A kapsamındaki 'yoklama', kişinin üstünün kabaca kontrolü ve tehlikeli bir eşyadan arındırılmasıdır. Ancak bir kişinin iç çamaşırının içine bakılması gibi mahremiyet alanına derinlemesine bir müdahale, 'yoklama' düzeyini aşan, tam teşekküllü bir 'adli arama' niteliğindedir. Adli arama ise kural olarak CMK m. 116 vd. maddeleri uyarınca hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Yargıtay kararında, sanığın kaçması ve yakalanması 'gecikmesinde sakınca bulunan hal' olarak otomatikman kabul edilmemiş, somut olayda delillerin kaybolacağına dair ek bir belirti olmadıkça arama kararı gerekliliği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, CMK m. 164'ün tanıdığı yetki, Anayasa m. 20 (Özel Hayatın Gizliliği) ve CMK m. 217 (Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılamaması) ilkeleriyle sınırlıdır. Kolluğun şüphesi, orantılılık ilkesini aşarak adli arama niteliğindeki bir müdahaleyi tek başına meşru kılmaz.