Bir ceza davasında, sanığın aynı eylemle hem hırsızlık hem de konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlediği kabul edilerek her iki suçtan da ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulmuştur. Bu karar, 'bileşik suç' (mürekkep suç) kuralları açısından doğru mudur? Temyiz incelemesinde Yargıtay bu kararı nasıl değerlendirir?
Hayır, bu karar doğru değildir. Bu durum, TCK'nın 42. maddesinde düzenlenen 'bileşik suç' (mürekkep suç) kurumunun tipik bir örneğidir. Bileşik suç, biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olan birden çok suçun bir araya gelerek tek bir suç oluşturmasıdır. Bu durumda faile, birleşen suçlardan değil, sadece bileşik suçtan ceza verilir. Hırsızlık suçunun nitelikli hallerini düzenleyen TCK m. 142/2-h, suçun 'herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında' işlenmesini daha ağır cezayı gerektiren bir hal olarak düzenlemiştir. Bir konuta veya eklentisine girerek hırsızlık yapmak, bu nitelikli halin kapsamındadır. Dolayısıyla, konut dokunulmazlığını ihlal suçu (TCK m. 116), hırsızlık suçunun bu nitelikli halinin zorunlu bir unsuru haline gelmektedir. Hırsızlık amacıyla konuta girildiğinde, konut dokunulmazlığını ihlal fiili, nitelikli hırsızlık suçu içinde erir ve onun bir parçası olur. Temyiz incelemesinde Yargıtay, bu durumu 'fikri içtima' kurallarının özel bir hali olan bileşik suç olarak değerlendirir. Sanık hakkında hem TCK m. 116'dan (konut dokunulmazlığını ihlal) hem de TCK m. 142/2-h'den (nitelikli hırsızlık) ayrı ayrı ceza verilmesini yasaya aykırı bulur. Kararı, sanığa sadece TCK m. 142/2-h'den ceza verilmesi gerektiği, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ise 'ceza verilmesine yer olmadığına' karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozar. Bu ilkeye 'non bis in idem' (aynı fiilden iki kez yargılama ve cezalandırma olmaz) ilkesinin bir yansımasıdır.