HMK m. 91 uyarınca sürelerin başlangıcı kural olarak tebliğ veya tefhim tarihidir. Mahkemenin, duruşmada hazır bulunan vekile, bilirkişi raporuna itiraz etmesi için kanunda öngörülen süreden daha kısa bir süre vermesi ve bu sürenin sonunda karar vermesi, hangi temel usul hakkının ihlaline yol açar? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E: 2016/8293, K: 2016/9683 sayılı kararı bu durumu nasıl değerlendirmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #191539

Mahkemenin bu şekilde hareket etmesi, öncelikle HMK m. 27'de güvence altına alınan 'hukuki dinlenilme hakkının' ihlaline yol açar. Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmasını, iddia ve savunmalarını sunabilmek için yeterli imkan ve süreye sahip olmasını, açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesini ve mahkemenin bu açıklamaları dikkate alarak karar vermesini içerir. HMK m. 281, tarafların bilirkişi raporuna itiraz etmeleri için kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 'iki hafta' süreleri olduğunu açıkça düzenlemiştir. Bu süre, kanun tarafından belirlenmiş bir süredir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E: 2016/8293, K: 2016/9683 sayılı kararında, mahkemenin bozma sonrası aldırılan bilirkişi raporunu davalı vekiline duruşmada tebliğ ederek rapora karşı beyanda bulunması için HMK m. 281'deki iki haftalık süre yerine '5 günlük' bir süre tanıması hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, HMK m. 90 uyarınca hakimin kanundaki süreleri kural olarak artıramayacağını veya eksiltemeyeceğini, HMK m. 281'deki sürenin kanuni bir süre olduğunu ve mahkemece bu sürenin kısaltılmasının hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu durum tek başına bir bozma nedeni olarak kabul edilmiştir. Sonuç olarak, hakimin kanunda belirtilen kesin süreleri keyfi olarak kısaltması, savunma hakkını ve adil yargılanma ilkesinin temel bir unsuru olan hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.