Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E:2015/830, K:2016/360 sayılı kararında, sanığın reşit ve boşanmış ablasının maktul ile rızaya dayalı evlilik dışı bir ilişki yaşamasının, sanık açısından neden TCK m. 29 kapsamında bir 'haksız tahrik' oluşturmayacağı kabul edilmiştir? Bu kararı, haksız tahrik kurumunun 'haksız fiil' unsurunun objektif niteliği ve toplumsal değer yargılarının ceza hukukundaki rolü açısından analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #191419

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ilgili kararında, sanığın ablasının rızaya dayalı ilişkisinin haksız tahrik oluşturmayacağının kabul edilmesinin temelinde, TCK m. 29'da aranan 'haksız bir fiil' unsurunun objektif nitelikte olması ve modern ceza hukukunun sübjektif namus anlayışlarını bir haksızlık nedeni olarak kabul etmemesi yatmaktadır. Analiz şu şekilde yapılabilir: 1. **'Haksız Fiil' Unsurunun Objektifliği:** Haksız tahrik için gereken 'fiil', hukuken korunan bir değere yönelik, objektif olarak haksızlık teşkil eden bir eylem olmalıdır. Mağdurdan kaynaklanan ve faile veya failin yakınına yönelen bir saldırı, hakaret, tehdit gibi hukuka aykırı bir davranış aranır. Karardaki olayda ise sanığın reşit ve bekar olan ablası, yine reşit olan maktul ile kendi rızasıyla bir ilişki yaşamaktadır. Yetişkin bireylerin rızaya dayalı özel hayat tercihleri, ceza hukuku anlamında 'haksız bir fiil' olarak nitelendirilemez. Bu durum, başkasının (burada sanığın) hukukunu ihlal etmez. 2. **Toplumsal Değer Yargıları ve Ceza Hukuku:** Yerel mahkeme, direnme gerekçesinde 'toplumdaki değer yargılarını' dikkate alarak haksız tahrik olduğunu savunmuştur. Ancak Yargıtay, bu görüşü kabul etmemiştir. Çünkü ceza hukuku, evrensel hukuk ilkeleri, temel hak ve özgürlükler (özel hayata saygı, bireyin kendi bedeni üzerinde tasarruf hakkı) ve kanunilik ilkesi üzerine kuruludur; sübjektif, değişken ve bazen hukukun temel ilkeleriyle çelişebilen 'toplumsal değer yargıları' veya 'namus anlayışları' üzerine değil. Bir eylemin haksız olup olmadığı, kanunlar ve anayasal haklar çerçevesinde objektif olarak belirlenir. Aksi bir kabul, 'töre' veya 'namus' cinayetlerini meşrulaştırma riski taşırdı. 3. **Tahrikin Yöneldiği Kişi:** Haksız tahrik teşkil eden fiilin sanığa veya yakınına yönelmesi mümkündür. Ancak burada sanığa veya ablasına yönelmiş hukuka aykırı bir fiil yoktur. Sanık, ablasının özel hayat tercihini kendi 'namusuna' yönelik bir haksızlık olarak algılamış olabilir, fakat bu sübjektif algı, durumu hukuken 'haksız bir fiil' yapmaz. Yargıtay, maktulden sanığa yönelen bir küfür veya saldırı olduğuna dair iddiaları da, olaydan hemen sonra alınan ve birbiriyle tutarlı olan tanık beyanlarına göre inandırıcı bulmamıştır. Sonuç olarak YCGK, reşit bir bireyin rızaya dayalı ilişkisinin, üçüncü bir kişi (kardeşi) için hukuken korunabilir bir hakkı ihlal etmediğini ve dolayısıyla objektif anlamda bir 'haksız fiil' sayılamayacağını belirterek, haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağına karar vermiştir.