5237 sayılı TCK m. 168'de düzenlenen etkin pişmanlık, failin, azmettirenin veya yardım edenin 'bizzat' pişmanlık göstermesini aramaktadır. Bu 'bizzat' kelimesi, pişmanlık iradesinin şahsiliğini vurgular. Bu ilke, tüzel kişiler (şirketler, dernekler vb.) hakkında ceza sorumluluğu doğuran durumlarda etkin pişmanlığın uygulanmasını nasıl etkiler?
Bu ilke, tüzel kişiler açısından etkin pişmanlığın uygulanmasında bir yorum zorluğu yaratır, ancak engellemez. Türk ceza hukukunda 'cezaların şahsiliği' ilkesi gereği, tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı (hapis, adli para cezası) uygulanamaz; ancak 'güvenlik tedbiri' (örn. iznin iptali, müsadere) uygulanabilir (TCK m. 60). Bir suç, bir tüzel kişinin organ veya temsilcisi tarafından, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde ve yararına işlendiğinde, tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirleri gündeme gelir. Bu durumda etkin pişmanlık şu şekilde yorumlanabilir: - **Pişmanlık İradesi:** Tüzel kişinin 'pişmanlık iradesi', onu temsil ve idareye yetkili organlarının (yönetim kurulu, müdürler vb.) alacağı bir kararla ortaya konulur. Örneğin, yönetim kurulunun, suçtan doğan zararın şirket bütçesinden karşılanmasına yönelik bir karar alması, 'bizzat pişmanlık gösterme' şartının tüzel kişi adına yerine getirilmesi olarak kabul edilebilir. - **Zararın Giderilmesi:** Bu karara istinaden, zararın şirket tarafından fiilen giderilmesiyle de objektif şart yerine getirilmiş olur. Eğer bu şartlar sağlanırsa, tüzel kişi hakkında hükmedilebilecek olan güvenlik tedbirlerinde (örneğin, kazanç müsaderesinin miktarında) bir indirim yapılması veya daha hafif bir güvenlik tedbirine hükmedilmesi, etkin pişmanlık kurumunun amacına ve hakkaniyete uygun olacaktır. Yani 'bizzat' kelimesi, gerçek kişiler için kendi iradeleri, tüzel kişiler için ise onları temsil eden yetkili organların iradesi olarak yorumlanmalıdır.