TCK m. 168'de düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri, 'güveni kötüye kullanma' (TCK m. 155) suçu için de uygulanır. Bu suçta 'zarar' kavramı nasıl anlaşılmalıdır? Sadece malın iadesi yeterli midir, yoksa malın kullanılamamasından doğan dolaylı zararların da tazmini gerekir mi?
Güveni kötüye kullanma suçunda 'zarar', genellikle suça konu malın kendisi veya değeridir. TCK m. 168'in uygulanması için öncelikli ve asgari koşul, bu malın 'aynen geri verilmesi' veya maddi değerinin 'tazmin' edilmesidir. Kural olarak, malın iadesiyle zararın 'tamamen' giderildiği kabul edilir. Ancak, malın kullanılamamasından doğan dolaylı zararların (örneğin, devredilen bir ticari taksinin çalıştırılamaması nedeniyle uğranılan kazanç kaybı) tazmini, etkin pişmanlığın mutlak bir şartı olarak görülmez. Bu tür zararlar, genellikle hukuk mahkemelerinde bir tazminat davasının konusu olur. Ceza hukuku anlamında etkin pişmanlık için, suçun doğrudan konusu olan malvarlığı değerine ilişkin zararın giderilmesi yeterlidir. Bununla birlikte, eğer fail, ana zarara ek olarak bu dolaylı zararları da tazmin ederse, bu durum mahkemenin TCK m. 168'deki indirim oranını belirlerken (örneğin, üst sınıra daha yakın bir indirim yaparak) failin lehine değerlendireceği bir husus olur. Ancak bu ek tazminat, bir 'zorunluluk' değil, failin pişmanlığının derecesini gösteren bir emaredir.