TCK m. 168'de düzenlenen etkin pişmanlık, failin 'bizzat pişmanlık göstermesini' gerektirir. Bu ilke, müessesenin 'şahsi' niteliğini vurgular. Bu 'şahsilik' ilkesi ile iştirak halinde işlenen suçlarda, bir suç ortağının yaptığı iadenin diğerlerine de sirayet etmesi nasıl bağdaştırılabilir?
Bu iki durum, etkin pişmanlığın objektif ve sübjektif unsurları arasındaki ayrım ile bağdaştırılabilir. 1. **Objektif Unsur (İade/Tazmin):** Mağdurun uğradığı zararın giderilmesi, bölünemez nitelikte, objektif bir eylemdir. Bir suç ortağı zararın tamamını giderdiğinde, ortada diğer ortakların giderebileceği bir zarar kalmaz. Bu nedenle, iade ve tazmin şeklindeki objektif şart, eylemi kimin yaptığına bakılmaksızın tüm iştirakçiler için gerçekleşmiş sayılır. Bu, müessesenin 'sonuç odaklı' ve 'mağdurun zararını gidermeyi' önceleyen yönüdür. 2. **Sübjektif Unsur (Pişmanlık):** Pişmanlık ise, her bir failin iç dünyasına ve iradesine bağlı 'şahsi' bir unsurdur. Bir kişinin pişman olması, diğerinin de otomatik olarak pişman olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle, iadeyi bizzat yapmayan diğer suç ortaklarının indirimden yararlanabilmesi için, onların da bu 'pişmanlık' unsurunu bir şekilde göstermeleri gerekir. Yargıtay'ın uygulaması bu dengeyi kurar: İade eyleminin faydası (objektif unsur) herkese yayılırken, bu faydadan yararlanma hakkı (sübjektif unsur), her bir failin en azından zararın giderilmesine rıza göstermesi veya karşı çıkmaması gibi bir pişmanlık emaresi göstermesine bağlanmıştır. Böylece, hem 'şahsilik' ilkesi korunmuş olur, hem de zararın giderilmesi teşvik edilir.