Etkin pişmanlığın temel unsurlarından biri olan 'suçun tamamlanmış olması' şartı, objektif (dış dünyada neticenin gerçekleşmesi) bir unsur mudur, yoksa failin suçu tamamladığına dair sübjektif algısı da önemli midir? Teşebbüs ile tamamlanmış suç arasındaki sınırın belirsiz olduğu bir olayda, bu şart nasıl değerlendirilmelidir?
Bu şart, tamamen objektif bir unsurdur. Failin suçu tamamladığına dair sübjektif algısı veya yanılgısı, etkin pişmanlık kurumunun uygulanması açısından bir önem taşımaz. Hukuken önemli olan, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların, özellikle de neticenin dış dünyada gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Teşebbüs ile tamamlanmış suç arasındaki sınırın belirsiz olduğu durumlarda, mahkemenin öncelikle bu sorunu çözmesi gerekir. Mahkeme, yapacağı delil değerlendirmesi sonucunda: - **Eğer fiilin teşebbüs aşamasında kaldığına kanaat getirirse,** failin sonraki olumlu davranışları TCK m. 36 (gönüllü vazgeçme) kapsamında değerlendirilir. Bu durumda TCK m. 168 (etkin pişmanlık) uygulanamaz. - **Eğer suçun tamamlandığına kanaat getirirse,** failin suç sonrası olumlu davranışları TCK m. 168 (etkin pişmanlık) kapsamında değerlendirilir ve cezada indirim yapılır. Örneğin, hırsızlık suçunda failin malı alıp zilyetliğine geçirdiği anda suç tamamlanır. Bu andan sonra malı geri vermesi etkin pişmanlıktır. Malı henüz alamadan, vazgeçmesi veya engellenmesi ise teşebbüstür ve bu aşamadaki iradi vazgeçişi gönüllü vazgeçme olur. Mahkeme, bu objektif ayrımı yapmakla yükümlüdür.