Etkin pişmanlıkta, zararın giderilmesinin 'pişmanlığın tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılıp gerçekten samimi olup olmadığı aranmaz' şeklindeki Yargıtay yaklaşımının (YCGK 2016/154 K.) hukuki ve pratik gerekçelerini tartışınız. Bu yaklaşım, müessesenin 'pişmanlık' adını taşımasıyla bir çelişki yaratır mı?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #189322

Bu yaklaşımın hukuki ve pratik gerekçeleri şunlardır: 1. **Hukuki Gerekçe (İspat Zorluğu):** Bir kişinin iç dünyasındaki gerçek duyguları (samimi pişmanlık, nedamet) objektif olarak tespit etmek ve ispatlamak hukuken neredeyse imkansızdır. Hukuk, genellikle dışa yansıyan, gözlemlenebilir davranışlar üzerinden sonuçlar üretir. Mahkemenin, failin psikolojik analizini yaparak 'gerçekten' pişman olup olmadığını araştırması, yargılamayı sübjektif ve keyfi bir alana taşırdı. 2. **Pratik Gerekçe (Suç Politikası):** Etkin pişmanlık kurumunun temel amacı, suç sonrası faili, mağdurun zararını gidermeye teşvik etmektir. Eğer bu teşvik, ispatı imkansız olan 'samimiyet' şartına bağlanırsa, kurum işlevsiz hale gelirdi. Fail, 'samimi bulunmayabilirim' endişesiyle zararı gidermekten kaçınabilirdi. Kanun koyucu, failin iç dünyasından ziyade, onun 'davranışını' ödüllendirmeyi tercih etmiştir. Zararı gönüllü olarak giderme eylemi, hukuken pişmanlığın yeterli bir kanıtı (karinesi) olarak kabul edilir. 'Pişmanlık' adıyla çelişki yaratıp yaratmadığı ise bir yorum meselesidir. Hukuk, 'pişmanlık' kelimesini ahlaki veya dini anlamından ziyade, 'suç sonrası olumlu ve iradi davranış' şeklinde daha objektif bir içerikle doldurmaktadır. Dolayısıyla, bu bir çelişkiden çok, hukuki bir kavramın pratik ihtiyaçlara göre yeniden tanımlanmasıdır. Failin davranışında cezadan kurtulma saiki olsa bile, önemli olan bu davranışın bir dış zorlama olmadan gerçekleşmiş olmasıdır.