Hırsızlık suçunun konusu olan mal, sanık tarafından çalındıktan sonra iyi niyetli üçüncü bir kişiye satılmıştır. Sanık, yakalandıktan sonra malın yerini göstermiş ve mal, üçüncü kişiden alınarak mağdura iade edilmiştir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre (ör. Yargıtay 2. CD 2022/7164 E.), bu durumda sanığın TCK m. 168'den yararlanabilmesi için ek olarak hangi şartları yerine getirmesi gerekir? İyi niyetli ve kötü niyetli alıcı ayrımını yaparak açıklayınız.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, sanığın sadece malın satıldığı yeri göstermesi etkin pişmanlık için yeterli değildir. Çünkü bu durumda mağdurun zararı giderilirken, malı bedelini ödeyerek alan iyi niyetli üçüncü kişi zarara uğramaktadır. Sanığın suçtan elde ettiği haksız menfaat ise devam etmektedir. Bu nedenle, Yargıtay 2. CD 2022/7164 K. gibi kararlarda şu ayrım yapılır: 1. **Satın Alan Üçüncü Kişi İyi Niyetli ise:** Sanığın, malın mağdura iadesini sağlamasının yanı sıra, malı bedeliyle satın alan iyi niyetli üçüncü kişinin zararını da 'aynen geri verme veya tazmin suretiyle' gidermesi gerekir. Ancak bu şekilde tüm zararlar ortadan kalkmış ve pişmanlık tam olarak gösterilmiş olur. 2. **Satın Alan Üçüncü Kişi Kötü Niyetli (Suç Eşyasını Satın Aldığını Biliyor) ise:** Bu durumda üçüncü kişi hukuken korunmaz. Sanığın, bu kötü niyetli kişiden mal karşılığında aldığı para veya sağladığı menfaati, TCK m. 55 uyarınca 'kazanç müsaderesine' konu edilmek üzere soruşturma makamlarına (savcılık veya mahkeme) teslim etmesi gerekir. Sanık, suçtan elde ettiği haksız kazançtan bu şekilde vazgeçerek pişmanlığını göstermiş olur. Bu şartlar yerine getirilmeden, sadece malın yerinin gösterilmesi TCK m. 168'in uygulanması için yeterli değildir.