Bir işçi, uzun yıllar çalıştığı işyerinde, hak ettiği ancak ödenmeyen fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil ücretlerini talep etmektedir. İşçi, dava dilekçesinde bu alacakları için tanık deliline dayanmış ve isimlerini bildirmiştir. Davalı işveren ise, işçinin fazla mesai yapmadığını, tatillerde çalıştığına dair kanıt bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi raporuna dayanarak işçinin fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil ücretlerinin kabulüne karar verilmiştir. Ancak Yargıtay incelemesinde, tanıkların davalı aleyhine dava açan kişiler olduğu ve işyeri giriş-çıkış kayıtlarının celbedilmediği tespit edilmiştir. Bu durumu HMK Madde 240 ve 250 (tanıklığın doğruluğu konusunda kuşku) hükümleri ile Yargıtay'ın 'davalı aleyhine dava açan tanık' konusundaki yerleşik uygulaması açısından değerlendiriniz. Mahkemenin kararının hukuka uygunluğu nedir?
Mahkemenin bu kararı, HMK'nın ilgili hükümleri ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ışığında hukuka uygun değildir. **Değerlendirme:** 1. **Tanıklığın Güvenilirliği (HMK 250 ve 254):** * HMK Madde 250, 'Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir' der. HMK 254 ise tanıktan, tanıklığına duyulacak güveni etkileyebilecek bir durumu olup olmadığının sorulmasını amirdir. * **Yargıtay'ın Yerleşik Uygulaması:** Metinde yer alan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/10807 E., 2017/9720 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği gibi, 'Dairemizin istikrarlı uygulaması gereği, davalı aleyhine dava açanlar tanık olarak dinlenmiş ise bu işçilerin tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemesi gerekir. Bu beyanların diğer yan delillerle birlikte değerlendirilerek, sonuca gidilmesi gerekir.' Bu kuralın nedeni, davalı aleyhine dava açan tanıkların, kendi davalarıyla ilgili emsal teşkil etme veya intikam gibi nedenlerle taraflı beyanda bulunma ihtimalidir. Bu durum, tanıklığın objektifliğini ve güvenilirliğini ciddi şekilde etkileyebilir. 2. **Delillerin Toplanması ve Değerlendirilmesi:** * İş hukukunda, fazla mesai ve tatil çalışmaları gibi çalışma olgularını işçi ispatlamakla yükümlüdür. Ancak, karşılığı ücretin ödendiğini işveren kanıtlamalıdır. Fazla çalışmanın ispatında işyeri kayıtları (giriş-çıkış belgeleri, iç yazışmalar vb.) önemlidir. * Metindeki Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararında, 'Davacının işyeri giriş çıkış kayıtları taraflardan sorularak celbedilmeli, bordrolarda da fazla mesai ödemesi olduğu dikkate alınarak bu delillerle birlikte değerlendirilmeli ve fazla mesai belirlenmelidir.' denilmiştir. Somut olayda bu kayıtların celbedilmemesi eksik inceleme anlamına gelir. * Eğer imzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa ve 'bordro hilesi' taşımıyorsa, işçinin daha fazla çalışma yaptığını 'yazılı delillerle' kanıtlaması gerekir. Ancak ihtirazi kayıt varsa veya bordro hilesi varsa tanık beyanlarına dayanılabilir. Yargıtay, ödenen ayların dışlanması veya ödenenlerin mahsup edilmesi gerektiği yönünde de detaylı hesaplama prensipleri getirmiştir. **Mahkemenin Kararının Hukuka Uygunluğu:** Mahkemenin, davalı aleyhine dava açan tanıkların beyanlarına kural olarak itibar etmemesi ve bu beyanları diğer delillerle birlikte değerlendirmesi gerekirken, sadece bu tanık beyanlarına dayanarak karar vermesi hukuka uygun değildir. Ayrıca, işyeri giriş-çıkış kayıtları gibi önemli delillerin celbedilmemesi ve bordrolardaki fazla mesai ödemelerinin yeterince değerlendirilmemesi de 'eksik inceleme' teşkil eder. Bu durum, kararın maddi gerçeğe uygun olmadığı ve usul hukukuna aykırı olduğu anlamına gelir. **Hukuki Sonuç:** Yargıtay, bu tür bir kararı 'eksik inceleme' ve 'tanık beyanlarının hatalı değerlendirilmesi' gerekçeleriyle kesinlikle bozacaktır. Davanın yeniden incelenerek, davalı aleyhine dava açan tanıkların beyanlarının diğer delillerle (özellikle işyeri kayıtları) birlikte ve daha dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, tüm deliller toplandıktan sonra esasa ilişkin bir hüküm kurulması gerekecektir.