Bir kişi, maddi durumu iyi olmadığı ve sosyal güvencesi bulunmadığı için acil bir ameliyat olması gereken çocuğunun tedavi masraflarını karşılayamayacağını anlamıştır. Ameliyatı gerçekleştirebilmek için, bir akrabasının sağlık karnesini kullanarak çocuğunu hastaneye kaydettirmiş ve ameliyatı bu şekilde yaptırmıştır. Savcılık, bu eylemi 'nitelikli dolandırıcılık' olarak değerlendirerek kişi hakkında dava açmıştır. Bu olayı TCK Madde 25/2'de düzenlenen 'zorunluluk hali' bağlamında hukuki olarak değerlendiriniz. Kişinin ceza sorumluluğu nasıl belirlenmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #189228

Bu olay, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/11359 E., 2017/5616 K., 2015/14272 E., 2016/384 K. ve 2013/1380 E., 2014/16427 K. sayılı kararları ile Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2015/13051 E., 2015/6736 K. ve 2015/2826 E., 2015/4232 K. sayılı kararları gibi acil sağlık hizmeti alımıyla ilgili kararlara benzemektedir. Bu kararlarda, benzer fiiller 'zorunluluk hali' kapsamında değerlendirilmiştir. **Zorunluluk Hali Şartlarının Değerlendirilmesi (TCK Madde 25/2):** 1. **Ağır ve Muhakkak Bir Tehlike:** Çocuğun acil ameliyat olması gerektiği ve aksi takdirde hayati tehlikesinin bulunması, 'ağır ve muhakkak bir tehlike' olarak kabul edilir. Yargıtay kararlarında 'doğum sancıları', 'trafik kazasında yaralanma' ve 'böbrek hastalığı' gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmiştir. 2. **Tehlikenin Bir Hakka Yönelik Olması:** Tehlike, çocuğun 'yaşama hakkı' ve 'vücut bütünlüğü hakkı'na yöneliktir. 3. **Tehlikeye Bilerek Neden Olunmaması:** Fail, çocuğunun hastalığına veya acil ameliyat ihtiyacına bilerek neden olmamıştır. Bu durum, doğal veya öngörülemeyen bir nedenden kaynaklanmıştır. 4. **Başka Suretle Korunma Olanağının Bulunmaması:** Kişinin maddi durumunun iyi olmaması ve sosyal güvencesi bulunmaması nedeniyle ameliyat masraflarını başka bir yolla karşılayamaması, 'başka suretle korunma olanağının bulunmadığı' anlamına gelir. Türkiye'deki sosyal devlet ilkesi ve ilgili mevzuat (örn. Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği, Başbakanlık Genelgeleri), acil durumlarda hastanın ödeme gücüne bakılmaksızın tedavi edilmesini emreder. Bu bağlamda, ameliyatın gerçekleşmemesi durumunda ortaya çıkacak telafisi güç zararlar, bu şartın gerçekleştiğini gösterir. 5. **Tehlikenin Ağırlığı ile İşlenen Fiil Arasında Orantı:** Çocuğun yaşamının veya sağlığının korunması gibi yüksek bir hukuki değer uğruna, akrabasının sağlık karnesini kullanmak gibi bir fiil işlenmesi, tehlikenin ağırlığı ile kullanılan vasıta arasında orantı bulunduğu kabul edilebilir. Fiilin doğrudan bir aldatma kastıyla değil, çaresizlikten kaynaklandığı açıktır. Yargıtay kararlarında, 'hayati önemi haiz nitelikte bir tehlikeyi önlemek amacıyla, başkasına ait kimliğin kullanılması' orantılı kabul edilmiştir. **Kişinin Ceza Sorumluluğu:** Yargıtay'ın benzer olaylardaki tutumu dikkate alındığında, kişinin eylemi TCK Madde 25/2 kapsamında **zorunluluk hali** olarak değerlendirilecektir. Nitekim metinde yer alan kararlarda (örn. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2014/11359 E., 2017/5616 K.), 'sanığın ve eşinin hiçbir sosyal güvencesinin olmaması ve ödeme gücünün bulunmaması nedeniyle kendisinden acil sağlık hizmet bedellerinin alınamayacağı ve bu nedenle herhangi bir zararın söz konusu olmayacağı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına yönelik kabulde... bir isabetsizlik görülmemiştir.' denilmiştir. Zorunluluk hali, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olduğundan, fail hakkında CMK Madde 223/3-b uyarınca **ceza verilmesine yer olmadığı** kararı verilmelidir. Fiil hukuka aykırı olsa da, failin kusuru bulunmadığı için cezalandırılmaz.