HMK m. 298/2, 'Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz' der. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/17476 E. sayılı kararında, mahkemenin kısa kararda 'davanın reddine' deyip, gerekçeli kararda 'davanın kabulüne' karar vermesi durumunda hangi karar esas alınmalıdır? Bu usuli hata nasıl düzeltilir?
Bu durumda hiçbir karar esas alınamaz, çünkü ortada hukuken geçerli bir hüküm yoktur. Hukuki varlık kazanan ve alenileşen karar, duruşmada tefhim edilen 'kısa karar'dır. Gerekçeli kararın bu kısa karara uygun olması zorunludur. İkisi arasında çelişki olması, 10.04.1992 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mutlak bir bozma nedenidir. Kısa kararın veya gerekçeli kararın birinin diğerine üstün tutulması söz konusu değildir. Bu usuli hata şu şekilde düzeltilir: Yargıtay, bu çelişkiyi tespit ettiğinde, davanın esasına ilişkin inceleme yapmaksızın kararı usulden bozar. Dosya kendisine iade edilen yerel mahkeme, önceki çelişkili kararlarla bağlı değildir. Bu kararlar hukuken yok hükmünde sayılır. Mahkeme, yargılamayı kaldığı yerden devam ettirerek, yeniden bir değerlendirme yapar ve sonunda, birbiriyle tam uyumlu yeni bir kısa karar ve bu kısa karara uygun bir gerekçeli karar oluşturur. Yani, mahkeme çelişkiyi 'düzeltemez', önceki kararı tamamen ortadan kaldırıp yeni ve usulüne uygun bir karar vermek zorundadır.