HMK m. 240/3, tanığın adresinin yanlış bildirilmesi halinde tarafa yeni adres bildirmesi için kesin süre verilmesini düzenler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/14918 E. sayılı kararında dinlenilmeyen tanıklar için bu usulün uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Peki, bir taraf bu hakkını kötüye kullanarak, sürekli yanlış adresler bildirmek suretiyle yargılamayı uzatmaya çalışırsa, mahkemenin bu duruma karşı alabileceği tedbir ne olabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #189168

HMK m. 240/3, tarafın ispat hakkını korumakla birlikte, bu hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek mekanizmalar da içerir. Tarafın sürekli yanlış adres bildirerek yargılamayı uzatmaya çalışması, HMK m. 329'da düzenlenen 'kötüniyetle veya dürüstlük kuralına aykırı dava açma ve savunma yapma' kapsamına girer. Mahkemenin bu duruma karşı alabileceği tedbirler şunlardır: 1) **Kesin Sürenin Amacına Uygun Kullanımı:** Mahkeme, ilk yanlış adres bildiriminden sonra HMK m. 240/3 uyarınca 'yeni ve doğru adresi bildirmesi için' kesin bir süre verir. Bu sürenin sonunda, '...gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır' hükmü devreye girer. Yani, kanun tarafa sonsuz bir adres bildirme hakkı tanımaz. Genellikle mahkemeler, bu hakkı bir veya en fazla iki kez kullandırır. İkinci kez verilen adreste de tanık bulunamazsa, mahkeme artık tanığın dinlenmesinden vazgeçildiğine karar vererek bu kötüye kullanımı sonlandırabilir. 2) **Yargılama Giderlerine Hükmetme:** HMK m. 329 uyarınca, bu tür kötüniyetli davranışlarla yargılamanın uzamasına sebep olan taraf, karşı tarafın vekili olmasa bile lehine vekalet ücretine, diğer yargılama giderlerine ve 500 TL'den 5.000 TL'ye kadar disiplin para cezasına mahkum edilebilir. Mahkeme, tarafın bu davranışının davayı uzatma amacı taşıdığını tespit ettiğinde, bu yaptırımları uygulayarak caydırıcılık sağlayabilir. 3) **HMK m. 32 (Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü):** Mahkeme, tarafın bu eyleminin HMK m. 32'ye aykırılık teşkil ettiğini tutanağa geçirerek, bu durumu nihai kararın gerekçesinde ve takdir hakkını kullanırken (özellikle yargılama giderleri açısından) aleyhine bir unsur olarak değerlendirebilir.