TCK m. 25/2 uyarınca zorunluluk halinde fail hakkında 'ceza verilmez' hükmü, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/19507 E. sayılı kararında dolandırıcılık suçu açısından nasıl yorumlanmıştır? Sağlık güvencesi olmayan bir kişinin, doğum yapmak veya çocuğunun acil tedavisini sağlamak için başkasının kimliğini kullanması neden suç kastını ortadan kaldıran bir durum olarak görülmüştür?
Yargıtay 15. CD'nin bu kararı, zorunluluk halinin sadece ceza sorumluluğunu değil, bazı durumlarda suçun manevi unsurunu (kast) da etkileyebileceğini gösteren özellikli bir karardır. Olayda sanıklar, dolandırıcılık (TCK m. 158) ve resmi belgede sahtecilikle suçlanmaktadır. Ancak eylemlerin temelinde, 'doğum sancısı' ve 'trafik kazasında yaralanan çocuğun acil tedavisi' gibi ağır ve muhakkak bir tehlike bulunmaktadır. Yargıtay, bu durumu TCK m. 25/2 kapsamında bir zorunluluk hali olarak değerlendirmiştir. Ancak daha da ileri giderek, sanıkların amacının kamu kurumunu aldatarak haksız bir menfaat temin etmek (dolandırıcılık kastı) olmadığını, tek amaçlarının kendilerinin veya çocuklarının hayatı/sağlığına yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeyi bertaraf etmek olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, sosyal devlet ilkesi ve ilgili mevzuat (Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği) gereği, bu tür acil durumlarda tedavinin zaten ücretsiz yapılması gerektiğine ve dolayısıyla bir 'zarar' unsurunun da tam olarak oluşmadığına işaret etmiştir. Bu bağlamda, eylem zorunluluk halinin tipik bir örneği olmanın yanı sıra, failin kastının suç işlemeye değil, hayati bir tehlikeden kurtulmaya yönelik olması nedeniyle suçun manevi unsurunun da oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle mahkemenin beraat kararını onamıştır.