Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2301 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, HMK sistematiğinde 'dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil' neden birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ele alınmıştır? Bu durum, tarafların tanık listelerini ne zaman ve ne şekilde sunmaları gerektiği konusunda nasıl bir sonuç doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #189136

HMK sistematiği, yargılamanın başında uyuşmazlığın çerçevesinin net bir şekilde çizilmesini ve delillerin bu çerçeveye göre sunulmasını hedefler. Bu, 'somutlaştırma yükü' (HMK m. 194) olarak ifade edilir. 'Dayanak vakıa ve delil'in bir bütün olarak ele alınmasının sebebi şudur: Bir taraf, sadece soyut bir iddia (vakıa) ileri sürmemeli, aynı zamanda o iddiayı neyle ispatlayacağını da en başından belirtmelidir. Bu, karşı tarafın neye karşı savunma yapacağını ve hangi delillerle karşılaşacağını bilmesini sağlayarak 'silahların eşitliği' ilkesine hizmet eder. Ayrıca, mahkemenin de hangi vakıanın hangi delille ispatlanacağını bilmesi, tahkikatı daha etkin ve hızlı yürütmesini sağlar. Bu ilke, tanık listesinin sunulma zamanı ve şekli konusunda şu sonucu doğurur: Taraf, dava veya cevap dilekçesinde (veya cevaba cevap/ikinci cevap) dayandığı bir vakıayı (örn: 'Davalı bana borcunu ödemedi') ileri sürerken, bu vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını belirtmelidir. HMK m. 240/2 uyarınca da hangi vakıayı hangi tanıkla ispatlayacağını içeren bir liste sunmalıdır. HGK kararı, bu listenin dilekçelerin teatisi aşamasında sunulmasının esas olduğunu, ancak en geç ön inceleme aşamasında uyuşmazlık konuları netleştikten sonra makul bir sürede sunulabileceğini kabul etmektedir. Önemli olan, bir vakıa ileri sürülürken ona ilişkin delilin de (tanık listesi dahil) kural olarak aynı anda ve gecikmeye mahal vermeden bildirilmesi gerekliliğidir.