HMK Madde 266 ve gerekçesi, hâkimin hukuki sorunlarda bilirkişiye başvuramayacağını belirtir. Buna karşın, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2016/31952 E. sayılı kararında, yabancı para alacağına ilişkin bir icra takibinde yapılan kısmi ödemelerin mahsubu gibi bir konuda neden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine işaret edilmiştir? Bu durum bir çelişki midir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #189134

Bu durum ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de, değildir. HMK m. 266'nın yasakladığı, saf hukuki bir sorunun (örn. 'Bu olayda zamanaşımı uygulanır mı?') bilirkişiye sorulmasıdır. Ancak bir uyuşmazlığın çözümü, genellikle hukuki kuralların karmaşık ve teknik hesaplamalara uygulanmasını gerektirir. Yargıtay 12. HD'nin kararındaki olayda, meselenin hukuki çerçevesi bellidir: BK m. 100'e göre kısmi ödemeler öncelikle faiz ve masraflardan mahsup edilir. Yabancı para alacaklarında ise 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre belirli bir faiz oranı uygulanır. Ancak bu kuralların somut olaya uygulanması, yani; çok sayıda kısmi ödemenin yapıldığı, döviz kurunun sürekli değiştiği, anapara, faiz ve masrafların ayrı ayrı hesaplanması gereken bir dosyada, borcun hangi tarihte ne kadar kaldığının tespiti, teknik bir hesaplama ve muhasebe bilgisi gerektirir. Bu, hâkimin genel bilgisiyle yapabileceği basit bir matematik işlemi değil, 'teknik bilgi' gerektiren bir hesaplama işlemidir. Dolayısıyla, Yargıtay'ın burada istediği, bilirkişinin hukuki kuralı belirlemesi değil, hâkimin belirlediği hukuki kurallara (BK m. 100, 3095 S.K. m. 4/a) göre karmaşık hesaplamayı yaparak, denetime elverişli bir tablo sunmasıdır. Hâkim hukuki çerçeveyi çizer, bilirkişi bu çerçeve içinde teknik hesaplamayı yapar. Bu nedenle, karar HMK m. 266 ile çelişmez, aksine maddenin doğru uygulamasını gösterir.