Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2018/13200 E. sayılı kararında vurgulandığı gibi, 'kısa karar' ile 'gerekçeli karar' arasında çelişki olması neden T.C. Anayasası'nın 141. maddesine aykırılık teşkil eder ve bu durumda mahkemenin ne yapması gerekir?
Anayasa'nın 141. maddesi, mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini ve duruşmaların aleni olduğunu hükme bağlar. HMK m. 294 uyarınca hüküm, duruşma sonunda 'tefhim' edilerek, yani aleni olarak açıklanarak hukuki varlık kazanır. Uygulamada genellikle sadece hüküm sonucu (kısa karar) tefhim edilir ve gerekçesi sonradan yazılır. İşte bu tefhim edilen kısa karar, aleniyet ilkesi gereği davanın sonucunu taraflara ve kamuoyuna duyuran nihai karardır. Sonradan yazılan gerekçeli kararın, bu tefhim edilen kısa karara birebir uygun olması zorunludur (HMK m. 298/2). Yargıtay 8. HD'nin 2018/13200 E. sayılı kararında olduğu gibi, kısa kararda 'davanın kabulüne' denilip gerekçeli kararda 'tazminat talebinin reddine' gibi çelişkili bir hüküm kurulması, ortada iki farklı karar olduğu izlenimi yaratır. Bu durum, yargı kararlarına olan güveni sarsar, aleniyet ve hukuki belirlilik ilkelerini zedeler. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 10.04.1992 tarih ve 7/4 sayılı kararına göre bu çelişki, mutlak bir bozma nedenidir. Bu durumda mahkemenin yapması gereken, önceki kararla bağlı olmaksızın, bozma sonrası yeniden yargılama yaparak kısa karar ile gerekçeli kararı birbiriyle uyumlu, tek ve çelişkisiz yeni bir hüküm kurmaktır.