5237 sayılı TCK m. 265/5 hükmünün, TCK'daki genel içtima kurallarından, özellikle 'bileşik suç' (TCK m. 42) ilkesinden ayrılan yönü nedir?
Bileşik suç (TCK m. 42), bir suçun içinde başka bir suçun unsur veya ağırlaştırıcı neden olarak yer alması ve bu nedenle faile sadece bileşik suçtan ceza verilmesidir. Örneğin, yağma suçunun içinde hırsızlık ve tehdit/cebir suçları erimiştir, faile sadece yağmadan ceza verilir. TCK m. 265/5 ise bu genel kurala bir istisna getirir ve 'gerçek içtima'yı özel olarak düzenler. Normalde, görevi yaptırmamak için direnme suçundaki 'cebir' unsurunun, kasten yaralamayı içerdiği ve bileşik suç mantığıyla sadece direnme suçundan ceza verilmesi gerektiği düşünülebilirdi. Ancak m. 265/5, 'eğer bu cebir, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerini (TCK m. 87) oluşturursa, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanır' diyerek, bileşik suç kuralını bu durum için devre dışı bırakmıştır. Yani kanun koyucu, direnme sırasındaki yaralamanın ağırlaşması halinde, her iki suçun haksızlık içeriğinin de ayrı ayrı cezalandırılmasını, yani gerçek içtimanın uygulanmasını özel olarak emretmiştir.