Uyuşturucu suçlarında, olayı ihbar eden 'muhbir tanık'ın kimliği gizlenerek dinlenmesi CMK açısından mümkün müdür? Muhbirin mahkemede tanık olarak dinlenememesi, sadece muhbirin ihbarına dayanan bir mahkumiyet hükmünün hukuki geçerliliğini nasıl etkiler? (Yargıtay 10. CD, 2016/2702 E.)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #187212

Metindeki Yargıtay kararlarına göre, 2313 sayılı Kanun'un ilgili maddesinin 2008'de yürürlükten kaldırılmasıyla, uyuşturucu suçlarında muhbirin kimliğinin gizlenerek dinlenmesi kural olarak mümkün değildir. Muhbirin, rızası olup olmadığına bakılmaksızın tanık olarak ve kimliği gizlenmeden dinlenmesi gerekir. Kimliğin gizlenerek dinlenmesi, CMK m. 58 uyarınca sadece bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili istisnai bir durumdur. Muhbirin mahkemede tanık olarak dinlenememesi, özellikle mahkumiyet hükmü büyük ölçüde bu ihbara dayanıyorsa, hükmün hukuki geçerliliğini ciddi şekilde etkiler. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2016/2702 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, mahkemenin öncelikle muhbirin kimliğini ve adresini belirleyerek onu CMK'nın 43. ve devamı maddeleri uyarınca tanık sıfatıyla dinlemeye çalışması gerekir. Eğer bu mümkün olmazsa (muhbir bulunamazsa), bu ihbarın delil değeri önemli ölçüde zayıflar. Mahkeme, bu durumda 'ihbarı dikkate almaksızın' dosyadaki diğer delillere göre (örneğin, teknik takip, fiziki takip, başka tanık beyanları, sanığın üzerinde veya evinde uyuşturucu madde ele geçirilmesi gibi) sanığın hukuki durumunu belirlemelidir. Eğer ihbar dışında sanığın mahkumiyetine yetecek, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı başka delil yoksa, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Sadece dinlenemeyen bir muhbirin ihbarına dayalı olarak mahkumiyet hükmü kurulması, 'delillerin doğrudan doğruyalığı' ve 'adil yargılanma hakkı' ilkelerine aykırılık teşkil eder ve bozma nedenidir.