AB 2014 İlerleme Raporu'nda ve metinde yer alan eleştiriler bağlamında, parlamenterlerin (milletvekillerinin) kendilerine yönelik eleştiriler nedeniyle ceza mekanizmalarını kullanmalarının kısıtlanması veya tazminat davası açma haklarının olmaması gerektiği yönündeki önerinin hukuki ve anayasal dayanakları nelerdir? Bu öneri 'kanun önünde eşitlik' ilkesiyle çelişir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #187151

Bu önerinin temel hukuki dayanakları İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.10 (ifade özgürlüğü) ve m.14 (ayrımcılık yasağı) ile bu maddelere ilişkin İHAM içtihatlarıdır. İHAM, müstakar (istikrarlı) içtihatlarında, politikacıların ve kamuya mal olmuş kişilerin, görevleri ve kamusal alandaki konumları nedeniyle, sıradan vatandaşlara göre daha ağır ve sert eleştirilere katlanmak zorunda olduklarını, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının onlar için daha geniş olduğunu vurgulamaktadır. Önerinin anayasal dayanağı ise Anayasa m.26 (düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti) ve m.90/5'tir (usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olması ve kanunlarla çelişmesi halinde andlaşma hükümlerinin esas alınacağı). Bu öneri, ilk bakışta 'kanun önünde eşitlik' (Anayasa m.10) ilkesiyle çelişiyor gibi görünebilir. Ancak bu çelişki görünüştedir. Metinde de belirtildiği gibi, milletvekilleri zaten 'yasama dokunulmazlığı' zırhına sahip oldukları için, kendilerine karşı bir yargı mekanizması işletilemeyen bir vatandaş karşısında avantajlı konumdadırlar. Bu durum, 'silahların eşitliği' ilkesini vatandaş aleyhine bozmaktadır. Dolayısıyla, öneri aslında bu eşitsizliği dengelemeyi amaçlayan bir 'pozitif ayrımcılık' yorumu olarak görülebilir. Dokunulmazlık nedeniyle yargılanamayan bir politikacının, kendisini eleştiren ve dokunulmazlığı olmayan bir vatandaşa karşı ceza ve tazminat mekanizmalarını kolayca işletebilmesi, ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratır. Bu nedenle, politikacıların bu haklarının kısıtlanması, demokratik tartışma ortamının korunması amacıyla orantılı bir tedbir olarak savunulabilir.