Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 12.06.2024 tarihli kararı ışığında, bir siyasetçiye yönelik ifadenin 'rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı' olarak nitelendirilmesi ile 'onur, şeref ve saygınlığı rencide edici' boyutuna ulaşması arasındaki ayrım nasıl yapılmalıdır? Bu ayrımda İHAM içtihatlarının ve ifade özgürlüğünün geniş yorumlanmasının rolü nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #187132

Bu ayrım, ifadenin eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığına ve siyasetçilerin eleştiriye daha geniş bir hoşgörü gösterme yükümlülüğüne göre yapılır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2021/33801 E., 2024/8617 K. sayılı kararında, soyut ifadelerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmadığı, sadece rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı olduğu belirtilerek hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. İHAM içtihatları da, ifade özgürlüğünün (İHAS m.10) sadece iyi karşılanan değil, aynı zamanda sarsıcı veya rahatsız edici fikirleri de kapsadığını vurgular. Siyasetçiler, kamuya mal olmuş kişiler olmaları nedeniyle, sıradan vatandaşlara göre daha ağır eleştirilere katlanmak zorundadırlar. İfade, kişisel bir saldırıdan ziyade, siyasetçinin kamuya açık eylem ve politikalarına yönelik bir eleştiri niteliğindeyse, kaba ve nezaketsiz olsa dahi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Ancak ifade, somut bir olguya dayanmaksızın tamamen küçültücü, aşağılayıcı ve kişinin şahsiyetine yönelik bir saldırı niteliği taşıyorsa, bu durumda hakaret suçu (TCK m.125) oluşacaktır. Kararda belirtildiği gibi, hakaret suçu değerlendirilirken mağdurun 'siyasetçi' olması, eleştiri sınırlarının daha geniş tutulmasını gerektiren kilit bir faktördür.