Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2010/4851 sayılı kararına göre, tüm mirasçıların katılımıyla geçerli bir miras taksim sözleşmesi yapıldıktan sonra, tapuda tüm mirasçılar adına iştirak (elbirliği) halinde intikal işlemi gerçekleştirilmesi, taksim sözleşmesinden zımnen dönüldüğüne ve sözleşmenin bozulduğuna bir karine teşkil etmektedir. Bu karinenin, TMK m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı karşısındaki yerini ve olası eleştirilerini hukuki argümanlarla tartışınız.
Y8HD-K.2010/4851 sayılı karar, taksim sonrası yapılan elbirliği tescilini sözleşmeden dönme yönünde güçlü bir karine olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşım, tarafların sonraki iradelerinin önceki iradelerini ortadan kaldırdığı varsayımına dayanır. Ancak bu durum eleştiriye açıktır. Özellikle, mirasçıların tapu işlemlerindeki bilgisizliği veya bürokratik kolaylık sağlamak amacıyla bu yola başvurmuş olmaları mümkündür. Eğer mirasçılardan biri, bu durumu sonradan diğerlerine karşı kötü niyetli olarak kullanıp taksim sözleşmesini geçersiz saydırmaya çalışırsa, bu durum TMK m. 2'deki dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil edebilir. Nitekim Yargıtay'ın başka bir kararında (Y8HD-K.2019/7987) belirttiği gibi, şekle aykırı bile olsa fiilen uygulanmış bir taksim sözleşmesinin geçersizliğinin ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilebilmektedir. Dolayısıyla, mahkemenin sadece elbirliği tesciline dayanarak sözleşmenin bozulduğunu kabul etmesi yerine, tarafların gerçek iradesini, tapudaki işlemin nedenini ve bu durumun sonradan kötüye kullanılıp kullanılmadığını da somut olayın özelliklerine göre değerlendirmesi, adil bir sonuca ulaşmak için daha isabetli olacaktır. Salt şekli bir işlem, tarafların aralarındaki maddi hukuka ilişkin anlaşmayı her zaman ortadan kaldırmamalıdır.