Bir ceza davasında, sanığın kollukta (karakolda) baskı altında verdiği ve daha sonra mahkemede reddettiği bir ikrar beyanı bulunmaktadır. Dosyada bu ikrarı destekleyen başka hiçbir yan delil yoktur. Mahkeme, sadece bu kolluk ikrarına dayanarak mahkumiyet hükmü kurabilir mi? 'İkrarın delil değeri' ve 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesi bu durumda nasıl işler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #185364

Hayır, mahkeme sadece bu kolluk ikrarına dayanarak mahkumiyet hükmü kuramaz. Bu durumun birkaç hukuki sebebi vardır: 1) Yasak Delil Şüphesi: Sanığın, ikrarının baskı altında alındığına dair iddiası (örneğin, YCGK 4.10.1993, 6/192-217 kararındaki gibi doktor raporuyla desteklenirse), bu beyanın CMK m. 148'deki yasak usullerle elde edildiği şüphesini doğurur ve delil değerini ortadan kaldırır. 2) İkrarın Delil Değeri: Ceza muhakemesinde ikrar, medeni hukuktaki gibi mutlak ve bağlayıcı bir delil değildir. Hakim, ikrarın doğruluğunu araştırmakla yükümlüdür. Özellikle sanığın sonradan döndüğü ve başka delillerle desteklenmeyen ikrara ihtiyatla yaklaşılmalıdır. 3) Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi İlkesi (CMK m. 217): Bu ilke, hakimin delilleri vicdani kanaatine göre takdir etmesini ifade eder. Ancak bu, keyfilik anlamına gelmez. Mahkumiyet kararı, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. Tek başına, şüpheli koşullarda alınmış ve sonradan reddedilmiş bir ikrar, bu standardı karşılamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, sanığın mahkumiyeti için, maddi gerçeği ortaya koyan, ikrarı destekleyici 'yan delillerin' (tanık beyanı, parmak izi, kamera kaydı vb.) bulunması zorunludur. Yan delil yoksa, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği beraat kararı verilmelidir.