Haksız bir tutuklama nedeniyle açılan tazminat davasında, tazminat miktarının belirlenmesinde 'tazminat mağduru zenginleştiremez' ilkesinin uygulanması ne ölçüde doğrudur? Bu ilkenin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı gibi manevi yönü ağır basan bir hakkın ihlalinde, 'caydırıcılık' ilkesiyle nasıl dengelenmesi gerektiğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #185306

'Tazminat mağduru zenginleştiremez' ilkesi, temel olarak maddi zararların tazmininde, zararı aşan bir ödeme yapılarak haksız zenginleşmeye yol açılmasını önlemeyi amaçlar. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali gibi, manevi yönü ağır basan durumlarda bu ilkenin katı bir şekilde uygulanması, hakkın korunmasını anlamsızlaştırabilir. Çünkü hürriyetten yoksun kalmanın yarattığı manevi ıstırabın, elem ve kederin parasal bir karşılığı yoktur. Bu tür ihlallerde tazminatın amacı sadece uğranılan zararı onarmak (onarıcı adalet) değil, aynı zamanda devleti gelecekte benzer ihlallerden caydırmak (önleyici/caydırıcı adalet) ve ihlalin vahametini kamuoyu önünde tescil etmektir. 'Caydırıcılık' ilkesi, tazminatın, ihlali yapan kamu gücü için bir maliyet oluşturmasını ve bu yolla hukuka uygun davranmaya teşvik etmesini gerektirir. Dolayısıyla, haksız tutuklama tazminatlarında, 'zenginleştirmeme' ilkesi mutlak bir engel olarak görülmemeli, ihlalin ağırlığı, süresi, kişinin yaşadığı travma ve caydırıcılık ihtiyacı gibi faktörler göz önünde bulundurularak, 'adil ve makul' bir denge kurulmalıdır. Yazarın da eleştirdiği gibi, çok düşük tazminatlar caydırıcılık fonksiyonunu yerine getiremez ve hakkın ihlalini sıradanlaştırabilir.