Ceza yargılamasında 'delilleri takdir yetkisi' (CMK m. 217) hakime aittir. Bu yetki, hakimin kişisel bilgisine veya kanaatine dayanarak karar vermesi anlamına mı gelir? Savunmayı doğrulayan tanık beyanları ile iddiayı doğrulayan tanık beyanları arasında bir çelişki olduğunda, hakimin bu çelişkiyi gidermek için hangi usuli işlemleri yapması ve kararının gerekçesinde neyi açıklaması gerekir?
Hayır, hakimin 'delilleri takdir yetkisi', kişisel bilgisine veya sübjektif kanaatine göre değil, duruşmada ortaya konulmuş ve hukuka uygun olarak elde edilmiş delilleri, vicdani kanaatine göre serbestçe değerlendirmesi anlamına gelir. Hakim, kararını dosyadaki delillere dayandırmak zorundadır; duruşma dışındaki kişisel bilgisini hükme dayanak yapamaz. Savunmayı ve iddiayı doğrulayan tanık beyanları arasında çelişki olduğunda, hakimin bu çelişkiyi gidermek için çaba göstermesi gerekir. Bu kapsamda yapması gereken usuli işlemler şunlardır: 1) Yüzleştirme: Çelişkili beyanda bulunan tanıkları duruşmada yüzleştirerek (CMK m. 52/2), hangisinin doğru söylediğini veya çelişkinin nedenini anlamaya çalışmalıdır. 2) Ek Delil Araştırması: Tanık beyanlarını destekleyecek veya çürütecek başka delillerin (kamera kaydı, HTS raporu vb.) toplanmasını emredebilir. Eğer bu çabalara rağmen çelişki giderilemezse, hakim kararının gerekçesinde (CMK m. 230), hangi tanık beyanına neden üstünlük tanıdığını, diğer beyanı neden inandırıcı bulmadığını, akla, mantığa ve dosyadaki diğer delillere uygun bir şekilde, denetime elverişli olarak açıklamak zorundadır. Sadece 'iddiayı doğrulayan tanık beyanlarına itibar edilmiştir' gibi soyut bir gerekçe yeterli değildir (Bkz. 4.CD, 07.05.2007, e.2006/1661, K.2007/4275).