Edimin ifasına fesat karıştırma suçunda (TCK m. 236), eylemin 'hileli davranışlarla' işlenmesi şart mıdır, yoksa sözleşmeye aykırı bir malın kabul edilmesi gibi objektif bir durum suçun oluşumu için yeterli midir? Suçun manevi unsurunun 'genel kast' olmasının anlamı nedir?
TCK m. 236'nın lafzı ve ruhu, eylemin 'hileli davranışlarla' işlenmesini gerektirir. Maddede sayılan seçimlik hareketler (eksik malı tam gibi kabul etme, şartnameye aykırı malzemeyi kabul etme vb.) objektif olarak sözleşmeye aykırılık teşkil etse de, bu aykırılığın fail (yüklenici veya kamu görevlisi) tarafından bilinçli ve aldatıcı bir niyetle yapılması gerekir. Örneğin, bir kamu görevlisinin, malın eksik olduğunu fark etmeden, ihmali veya dikkatsizliği sonucu kabul etmesi bu suçu oluşturmaz. Suçun oluşabilmesi için, eksikliği veya aykırılığı bilmesine rağmen, sanki edim tam ve usulüne uygun ifa edilmiş gibi bir görüntü yaratması, yani hileli bir irade sergilemesi gerekir. Suçun manevi unsurunun 'genel kast' olması, failin bu hileli davranışı bilerek ve isteyerek yapmasının yeterli olduğu anlamına gelir. Failin bu eylemi neden gerçekleştirdiğinin (örneğin, birine menfaat sağlamak, kendini zenginleştirmek gibi) bir önemi yoktur. Bu tür özel amaçlar (saikler) aranmaz; buna 'özel kast' denirdi. Failin, sözleşmeye aykırı durumu bilerek ve bu durumu gizleyerek kabul işlemini gerçekleştirmesi, genel kastın varlığı için yeterlidir. Suç taksirle işlenemez.