Bir yazar, 'haksız tutuklama' için verilen tazminatların (örneğin 5.000-10.000 Euro) caydırıcı olmadığını ve 'hürriyetin bedelinin çok yüksek olması gerektiğini' savunmaktadır. Bu görüşü, AİHS m. 5/5'te düzenlenen 'tazminat hakkı' ve İHAM'ın 'adil tatmin' (just satisfaction) kararlarındaki ilkeler açısından değerlendiriniz. Tazminatın 'mağduru zengin edemeyeceği' ilkesi, temel bir hak olan kişi hürriyetinin ihlalinde ne ölçüde geçerli olabilir?
Yazarın bu görüşü, tazminat hukukunun 'caydırıcılık' ve 'tam tazmin' fonksiyonları ile ilgilidir. AİHS m. 5/5, bu maddeye aykırı bir tutuklamanın mağduru olan herkesin 'tazminat hakkı' olduğunu belirtir. İHAM, 'adil tatmin' kararlarıyla (AİHS m. 41) hem maddi hem de manevi tazminata hükmederken, benzer davalardaki içtihatlarını ve ülkenin ekonomik koşullarını dikkate alır. Ancak yazarın eleştirisi, İHAM'ın özellikle manevi tazminat belirlerken sembolik rakamlarla yetindiği ve bunun, devletleri keyfi tutuklamalardan caydırmaya yetmediği yönündedir. 'Tazminat mağduru zenginleştiremez' ilkesi, genellikle malvarlığına ilişkin zararların tazmininde, sebepsiz zenginleşmeyi önlemek amacıyla kullanılır. Ancak kişi hürriyeti gibi temel ve parayla ölçülemeyen bir değerin ihlalinde bu ilkenin katı bir şekilde uygulanması, hakkın özünü zedeleyebilir. Yazar, hürriyetin ihlalinin yarattığı manevi çöküntünün ve kaybedilen zamanın maddi bir karşılığı olmadığını, bu nedenle tazminatın sadece zararı gidermeyi değil, aynı zamanda ihlalin vahametini ortaya koyacak ve devleti caydıracak kadar 'yüksek' olması gerektiğini savunmaktadır. Bu, tazminatın sadece onarıcı değil, aynı zamanda önleyici bir işlevi olması gerektiği anlamına gelir.