CMK m. 147, şüphelinin veya sanığın ifadesi alınmadan veya sorgusu yapılmadan önce kendisine hatırlatılması gereken hakları saymaktadır. Bu hakların (susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı vb.) usulüne uygun olarak hatırlatılmaması ve bu durumun tutanağa geçirilmemesi, alınan ifade veya sorgunun hukuki geçerliliğini nasıl etkiler? Bu durum, tek başına hükmün bozulması için yeterli bir sebep midir?
CMK m. 147'de sayılan hakların usulüne uygun olarak hatırlatılmaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı'nın ve bu hakkın temel unsurları olan 'savunma hakkı' ile 'susma hakkı'nın ihlali anlamına gelir. Bu şekilde alınan bir ifade veya sorgu, 'hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil' niteliğindedir (CMK m. 217/2) ve kural olarak hükme esas alınamaz. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, Yargıtay 8. CD, E:2018/5551, K:2018/10130), bu usuli eksiklik, sanığın savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğu için tek başına 'mutlak bozma nedeni' olarak kabul edilmektedir. Mahkemenin, bu hukuka aykırı delili hükmüne dayanak yapıp yapmadığına bakılmaksızın, savunma hakkının bu şekilde ihlal edilmesi, yargılamanın temelden sakatlanması anlamına gelir ve hükmün bozulması için yeterlidir. Duruşma tutanağında bu hakların hatırlatıldığına dair bir kayıt bulunmaması, hatırlatılmadığına dair bir karine teşkil eder.