Taksirle yaralama suçunda (TCK m. 89), suçun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikayete bağlıdır. Ancak TCK m. 89/5, 'suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikayet aranmaz' hükmünü getirmiştir. Bu istisnanın getirilme amacı nedir ve 'basit taksir' ile 'bilinçli taksir' arasındaki ayrımın usul hukuku açısından yarattığı bu önemli sonucu açıklayınız. (Birinci fıkra kapsamındaki basit yaralama hariç)
Bu istisnanın getirilme amacı, failin tehlikelilik halinin ve kusurunun daha yoğun olduğu 'bilinçli taksir' durumlarında, kamu düzeninin korunması adına suçun takibini mağdurun iradesine bırakmamaktır. Bilinçli taksirde fail, neticenin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen 'bir şey olmaz' diyerek umursamazca hareket eder. Bu durum, basit taksirdeki 'öngörmeme' halinden daha ağır bir kusurluluk derecesini ifade eder. Kanun koyucu, bu daha ağır kusurluluk halini sadece ceza miktarını artırarak (TCK m. 22/3) değil, aynı zamanda kovuşturma şartını da değiştirerek yaptırıma bağlamıştır. Usul hukuku açısından yarattığı sonuç şudur: Bir trafik kazasında, eğer yaralanma neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerden birini (TCK m. 89/2 veya 89/3) oluşturuyorsa, failin kusurunun 'basit taksir' mi yoksa 'bilinçli taksir' mi olduğu, davanın açılıp açılamayacağını doğrudan belirler. Eğer olay basit taksirle işlenmişse ve mağdur şikayetçi değilse veya şikayetinden vazgeçerse, soruşturma veya kovuşturma yapılamaz, dosya kapanır. Ancak aynı olayda failin 'bilinçli taksirle' hareket ettiği tespit edilirse, mağdur şikayetçi olmasa bile Cumhuriyet savcısı re'sen soruşturma yapar ve kamu davası açar. Bu, failin kusur derecesinin, usul hukukundaki takip şartını doğrudan etkilediği önemli bir örnektir.