5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin 9. fıkrası, hizmetlerinin Kuruma bildirilmediğini veya eksik bildirildiğini iddia eden sigortalılara, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurarak bu durumu tespit ettirme hakkı tanımaktadır. Bu 'hizmet tespiti davası'nın hukuki niteliği nedir ve bu davanın açılması için öngörülen beş yıllık süre hak düşürücü süre midir, yoksa zamanaşımı süresi midir? Bu sürenin başlangıç ve bitişini somut bir örnekle açıklayınız.
Hizmet tespiti davası, niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Amacı, sigortalının fiilen çalıştığı ancak işveren tarafından SGK'ya bildirilmeyen veya eksik bildirilen hizmet sürelerinin ve prime esas kazançlarının mahkeme kararıyla tespit edilmesidir. 5510 sayılı Kanun m. 86/9'da belirtilen beş yıllık süre, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre 'hak düşürücü süre' niteliğindedir. Bu, sürenin geçmesiyle hakkın esastan sona erdiği ve mahkemenin bu süreyi re'sen (kendiliğinden) dikkate alması gerektiği anlamına gelir. Zamanaşımı süresinden farklı olarak, hak düşürücü süre durmaz veya kesilmez. Sürenin başlangıcı, hizmetin geçtiği 'yılın sonu'dur. Örnek: Bir işçi 2020 yılı boyunca sigortasız çalıştırılmışsa, dava açma süresi 31.12.2020 tarihinden itibaren işlemeye başlar ve 31.12.2025 tarihinde sona erer. İşçi bu tarihten sonra hizmet tespiti davası açarsa, davası süre aşımı nedeniyle reddedilir. Ancak kanunda ve Yargıtay kararlarında bu kuralın istisnaları da mevcuttur (örneğin, işverenin kuruma işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi belgelerden birini vermiş olması halinde süre işlemez).