Bir trafik kazası sonucu açılan tazminat davasında, birden fazla davacı (ihtiyari dava arkadaşları) hem maddi hem de manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/1036 E. sayılı kararı ışığında, karar düzeltme yoluna başvuru için aranan parasal sınırın (kesinlik sınırı) hesaplanmasında, her bir davacının maddi ve manevi tazminat talepleri ayrı ayrı mı, yoksa birlikte mi değerlendirilmelidir? Bu durumun 'davaların yığılması' (HMK m. 110) ve 'ihtiyari dava arkadaşlığı' (HMK m. 57-58) kurumlarıyla ilişkisini açıklayınız.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/1036 E. sayılı kararında benimsediği görüşe göre, karar düzeltme (veya temyiz) kesinlik sınırının tespitinde, her bir davacı yönünden ileri sürülen maddi ve manevi tazminat istemlerinin toplamı esas alınmalıdır. Karar, bu durumu 'objektif dava birleşmesi' veya HMK'daki adıyla 'davaların yığılması' (HMK m. 110) olarak nitelendirmiştir. Davaların yığılmasında, davacı aynı davalıya karşı birden fazla talebini aynı dilekçede ileri sürer. Görünüşte tek dava olsa da, gerçekte talep sayısınca dava mevcuttur ve mahkeme her bir talep hakkında ayrı ayrı karar verir. Ancak kesinlik sınırı gibi usuli konularda, dava değeri bir bütün olarak ele alınır (Harçlar Kanunu m. 16/2 gibi). İhtiyari dava arkadaşlığında ise davalar birbirinden bağımsızdır (HMK m. 58) ve kural olarak her dava arkadaşının davası için kesinlik sınırı ayrı ayrı belirlenir. Ancak HGK kararı, aynı davacının birden fazla talebi (maddi ve manevi tazminat gibi) söz konusu olduğunda, bu taleplerin toplanarak tek bir dava değeri oluşturacağını ve kesinlik sınırının bu toplam üzerinden hesaplanacağını içtihat etmiştir. Bu yorum, usul ekonomisi ilkesiyle de uyumludur.