Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/2-1239 E. sayılı kararında, davalının tanıklarının dinlenmemesi 'hukuki dinlenilme hakkına aykırılık' olarak nitelendirilmiştir. Mahkemenin, bir tarafın tanık dinletme talebini 'yargılamayı uzatmaya yönelik' olduğu gerekçesiyle reddetmesi, HMK Madde 241'de düzenlenen 'tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yetinilmesi' hali ile nasıl bir farklılık arz eder? Bu iki durum arasındaki temel ayrım noktası nedir?
İki durum arasındaki temel ayrım, reddin gerekçesi ve kanuni dayanağıdır. HMK Madde 241, mahkemeye, ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede bilgi edinildiği takdirde geri kalan tanıkların dinlenmemesine karar verme yetkisi tanır. Bu, delillerin değerlendirilmesi ve maddi gerçeğe ulaşılmasıyla ilgili 'yeterlilik' esasına dayanan bir yetkidir. Yargıtay HGK kararında eleştirilen durum ise, talebin 'yargılamayı uzatmaya yönelik' olduğu gibi subjektif ve kanunda açıkça yer almayan bir gerekçeyle, delillerin yeterliliği tartışılmaksızın reddedilmesidir. Bu, HMK Madde 27'de güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkının temel unsurlarından olan 'açıklama ve ispat hakkını' doğrudan ihlal eder. Dolayısıyla, HMK m. 241 maddi gerçeğe ulaşıldığı kanısıyla delil ikamesini sonlandırırken, HGK kararındaki hatalı uygulama ise tarafın ispat hakkını usule aykırı olarak kısıtlamaktadır.