Depremde yıkılan bir yapının müteahhidinin cezai sorumluluğunda, fiilin 'bilinçli taksir' olarak nitelendirilmesi için aranan 'neticenin öngörülmesi' unsuru, bir müteahhidin mesleki konumu ve bilgi düzeyi açısından nasıl değerlendirilmelidir? Bir müteahhidin, 'mevzuata aykırı bir yapının deprem riski taşıdığını bilmemesi' veya 'ölüm neticelerini öngörememesi' yönündeki bir savunmanın hukuki geçerliliği olabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184762

Bilinçli taksirin (TCK m. 22/3) temel unsuru, failin objektif olarak öngörülebilir olan neticeyi 'subjektif olarak da öngörmesi', ancak bu neticeyi istemeyerek, 'bir şey olmaz' düşüncesiyle hareketine devam etmesidir. Bir müteahhidin mesleki konumu, bu 'öngörme' unsurunun değerlendirilmesinde kilit bir rol oynar. Müteahhitlik, herhangi bir meslek değildir; yapıların güvenliğinden doğrudan sorumlu olan, bu konuda özel yasal düzenlemelere (İmar Kanunu, Deprem Yönetmeliği vb.) tabi olan, teknik bilgi ve tecrübe gerektiren profesyonel bir faaliyettir. Bu nedenle, bir müteahhidin, projeye ve yönetmeliklere aykırı, eksik veya kalitesiz malzeme ile yaptığı bir binanın, özellikle deprem kuşağında bulunan bir ülkede, olası bir depremde yıkılabileceğini ve bunun ölümle sonuçlanabileceğini 'öngörmemesi' hayatın olağan akışına ve mesleğinin gereklerine aykırıdır. 'Mevzuata aykırı bir yapının deprem riski taşıdığını bilmemesi' veya 'ölüm neticelerini öngörememesi' şeklindeki bir savunmanın hukuki geçerliliği yoktur. Aksine, müteahhit, mesleği gereği bu riskleri herkesten daha iyi 'bilmesi ve öngörmesi gereken' kişidir. Bu riskleri bilerek ve öngörerek mevzuata aykırı davranması, en azından 'bilinçli taksir' sorumluluğunu gündeme getirir. Hatta, bu aykırılıkların derecesine ve vurdumduymazlığın boyutuna göre, 'olursa olsun' mantığıyla hareket ettiği ispatlanırsa, sorumluluğu 'olası kast' seviyesine dahi çıkabilir. Dolayısıyla, bu tür bir savunma, hukuken kabul edilebilir bir mazeret olarak görülemez.