TCK m. 220/5'in, örgüt yöneticilerini 'örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak' sorumlu tutması, 'şahsi cezai sorumluluk' (kusur ilkesi) ilkesiyle bir çelişki yaratır mı? Bu özel sorumluluk halinin, örgütlü suçlarla mücadelenin etkinliği açısından taşıdığı önemi ve 'objektif sorumluluk'tan farkını açıklayınız.
TCK m. 220/5, ilk bakışta 'kusursuz ceza olmaz' ve 'şahsi cezai sorumluluk' ilkeleriyle çelişiyor gibi görünebilir. Çünkü yönetici, bizzat işlemediği, azmettirmediği veya yardım etmediği bir suçtan sorumlu tutulmaktadır. Ancak bu düzenleme, bir 'objektif sorumluluk' (kusurdan bağımsız, sırf neticeden sorumlu tutma) hali değildir. Bunun hukuki temeli, örgüt yöneticisinin 'iradesinin', örgütün işlediği tüm suçları kapsadığı yönündeki kanuni bir karineye dayanır. Mantık şudur: Bir suç örgütünü kuran ve yöneten kişi, bu örgütün suç işlemek amacıyla kurulduğunu bilmekte ve bu suçların işlenmesini genel olarak istemektedir. Örgütün hiyerarşik yapısı içinde emir ve talimat vererek, iş bölümü yaparak veya örgütün devamlılığını sağlayarak, işlenen her suçun gerçekleşmesinde dolaylı ama belirleyici bir 'fonksiyonel hakimiyete' sahiptir. Yani yönetici, her bir suça ayrı ayrı katılmasa da, suçların işlenmesini mümkün kılan yapıyı ve iradeyi ortaya koyduğu için, bu suçların tamamından kusurlu sayılır. Bu, bir 'kusur karinesi' veya 'genişletilmiş faillik' halidir. Bu düzenlemenin örgütlü suçlarla mücadelenin etkinliği açısından önemi büyüktür. Örgüt liderlerinin, kendilerini suçlardan soyutlayarak sadece üyelere suç işletip cezasız kalmalarını engellemeyi ve örgütlerin tepe yönetimini hedef alarak yapıyı çökertmeyi amaçlar. Objektif sorumluluktan farkı, sorumluluğun tamamen kusurdan bağımsız olmaması, yöneticinin 'örgütü yönetme iradesi ve bu örgütün suç işleyeceğini bilmesi' şeklindeki genel kusuruna dayanmasıdır.